Elmadağ’da Neler Oldu Neler? (12.08.2007)
Selam Pedalcılar,
Yine her zamanki gibi sabahın köründe buluştuk tura çıkmak için…

İşte Kızılay’daki tayfa…

Yıldız Kavşağı’na tırmandığımızda bizi Peter karşılıyor. Boş mideyle gidilmez diyip daldık bir pastaneye… Çay içmeden şurdan şuraya gidilmez. E tabi bizim sakar İso bir fincan çayı devirince haşlandı. Neyse ki ciddi bir yanığı yok.


İçimizden Korhan ise kayınvalidesine kahvaltıya davetli olduğu için biraz bizimle turlayıp ayrıldı. Ahh Korhan ahh olacaklar içine mi doğru ne?
Peter bizi acayip değişik bir rotadan götürdü Elmadağ’a… Sadece araç değil insan bile geçmiyor neredeyse…
Parkurlar zor ama çok zevkli, bence herkes denemeli ama benden daha dikkatli…
Uzun zaman sonunda bulduğumuz ilk çeşme…


Çık çık bitmiyor rampalar… Yokuşlarda turbo gücünü benden esirgemeyen Pit’e teşekkür ediyorum.
Özellikle yaralandıktan sonra destek sağlayan İso’yu da unutmamak lazım. Teşekkürler İso…

900 rakımlardan 1800′lere tırmandık.

Kah yürüdüm kah bindim, kah destek aldım ama sonunda ben de zirveye tırmandım.

Foto makineme laf eden Peter’ı çekiyorum. Burada da güldürmüş müyüm ne!


Yanımızda çok az yiyeceğimiz var. Sanırım Elmadağ merkezi yer nasılsa diye yaptık bu hatayı.
Su derseniz, sıcağa dayanmıyor yine de ölçülü kullanmaya çalışıyoruz…
Tırmanmaya devam…

Ha gayret az kaldı.

Ve işte zirvedeyiz.

Olay anı ve hemen sonrasının fotosu olmasa da nasıl pis düştüğümü anlatmak istyorum. Ahanda böyle koca şeftali kadar taşların arasından süper bir parkurdan inişe geçtik. Peter, Derviş, Burak aramızdaki mesafeyi biraz açınca sanki adamları kaçırıcaz, beklemiceklermiş gibi biz de hızla inmeye başladık. Her şey gayet güzel gidiyordu ta ki ben havaya uçana kadar. Kocaman kayayı sen geç fark et, fren sıkama, yana da kaçama, üstünden atlayınca hooop havalara uç, takla at, kafa üstü yere çakıl, yetmezmiş gibi bir de yüzünü yerlerde sürükle, ağzına kum dolsun, burnun kanasın, suratın çizilsin, kol-omuz-bacakta açık yaralar olsun, bi de bunlar güneşte yanıp ciğer gibi olsun, serçe parmağın çıksın. Yeter mi yoksa daha anlatıyım mı?
Düştükten sonra sakın bana ellemeyin dedim. 30 saniye boyunca etraf döndü döndü bir türlü görüntüyü sabitleyemedim, acayip sarsılmışım.
İyi ki kask vardı içine çöktü başım yarılmadı. İyi ki gözlük vardı yerlerde sürünürken çizildi ama gözlerime bişi olmadı . İyi ki eldivenlerim vardı,ellerim yarılmadı o kadar taşın arasında… Kafamdan ve elimden röntgen çekildi. Parmağı yerine takıp atele aldılar işte… İşin kötüsü Salı günü Karadeniz için tura çıkıyoruz. Ben o zamana kadar nasıl iyileşicem yahuuuu? Ağlamak istiyorum sayın seyirciler…
Ne çok geziyorsun Kevser, yeter be Kevser, aman be Kevser diyenler utansın. Nazarınız mı değdi ne oldu yaw. Maşallah diyin yaw… Çok fena düştüm bu sefer. Neyse yine verilmiş sadakam varmış. O düşüşe göre yine ucuz atlattım… Buna da şükür. Allah beterinden saklasın.
Tur arkadaşlarımın çoğunun suyunu pansuman sırasında tükettiğim için özür dilerim. O suları yana yana aradık. Keşke kullanmasaydık. İyi ki evden çıkmadan geri dönüp ilk yardım çantamı da almışım. İçime mi doğdu ne?…
Hayatımın en zorlu gezilerinden birini yaşadım. Düştüğüm için değil, hiç birimizde bir damla su kalmadan ıssız yerlerde yalana yalana g,tmek zorunda kaldığımız için. Çölün ortasına düşsem bu kadar olurdu ancak… Yiyecek deseniz o da yeterli değil! Açlıktan öldük hepimiz. Bence bu gezi zorlu parkurlardan ve acayip testlerden oluşuyordu. Bir kez daha bedenimizin sınırlarını test ettik. Nelere dayanıp dayanamıyacağımızı gördük. Allah kimseyi susuz bırakmasın diye olayı diğer arkadaşlara bırakıyorum. Şimdilik benden bu kadar.
Araziden Seçim Sandığına (22.07.2007)
Selam Pedal Dostları,
Dünkü yorgunluğu atabilirsem gelirim dediğim bir geziydi bugünkü.
135km.nin peşine acaba yapabilir miyim, hem iki günün uykusuzluğu hem de yorgunluğu derken çivi çiviyi söker mantığıyla sabah 6.30da çıktım yola.
Hedef Emek. Yavaş yavaş bisikletçiler de toplanıyor. Hemen bir poz alıp koyuluyoruz yola…

Orta seviyede bir tırmanış gerçekleştirdikten sonra inişte aramızdaki mesafeyi açıyoruz. Tangır tungur salıyoruz bisikletleri.

Ben de nasıl poz vermişim öyle. Bi sağa dönmüşüm bi sola hahaha… Ellerimi koyacak yer bulamamışım belli ki…

Çorak arazide bu çamur nasıl oluşmuş anlamadık. En önde ben gidiyordum. Koyun sürüsü gibi peş peşe daldık.
Ancak ağırlığımı ortaya koydum ve en büyük yarığı ben yaptım hahaha…

Güzelim havada bisikletlerimize ne oldu bakın..

Dün güneş çarptı hala içim yanıyor. Bi karpuz yiyemedik gitti derken sabahın köründe milletin aklına karpuzu soktum.
Antrenman gezi diye çıktıklarına pişman oldular mı bilmiyorum ama ben çok mutlu oldum. Marketin açılmasını bekleyip daldık içeri.

Herkes çantada ne varsa çıkarıyor ortaya. Bu sefer bende bi numara yok. Kısa tur olduğu için yanıma bir şey almadım.

Otomatik çekime yetişecem diye attım kendimi Banu Alkan gibi boylu boyunca hahaha…

Hani karpuz yerken huyyyşşşp diye bir ses çıkar ya suyunu emerken. Onu duymaya çalışıyoruz herkesten.
Korhan’ın dediğine göre kendisi başarılı hehehe…

Bi ses de buradan alalım efeeeem…


Kedi mi poaça yiyecek Salih Abi mi kediyi belli değil hahaha..

Çamur olan bisikletime uğraşmak istemediğimden dalıyoruz bir benzinliğe. Adam siz yıkarsanız beleş diyince alıyorum elime hortumu. Nasıl bir basınç var ama kolum geri tepiyor. Hoyyyy suyla oynamayı sevdiğim için getirin bisikletleri bakem sırayla diyorum. Çok zevkli bir iş. Daha çok suyla oynardım da neyse Gökçek Amca tedbirler alıyor. Dikkatli kullanmak lazım.
Korhan Abi bugün tura doyucam sizden sonra da arkadaşla gezicez ama saat erken hadi oyalanalım diyince dalıyoruz bir pastaneye. Gelsin mis gibi limonatalar. Yine boşa gitti yaktığımız kaloriler hahaha..

Bu tayfayı da kendime benzettim. Hepsini keyifçi yapmaya ramak kaldı. İnşallah bir sonraki tura. Hadi bakalım hayırlısı.
Görüşmek dileğiyle sevgiyle kalın arkadaşlar.
Beynam Ormanı Gezisi (15.07.2007)
Merhaba Pedal Dostları;
Bu Pazar bazı Ankaralılar sıcak demedi, ay aman azıcık daha uyuyum ne kalkıcam demedi yüklendi pedala… Hedef Beynam Ormanı…
Sabah 4.5 da kalkıp son hazırlıklarımı yaptım. 5:30 da Murat ile buluşup koyulduk yola.
Sabah 6′da ise Konya Yolu üzerindeki Hacıbaba önünde buluşup yüklendik pedallara.
Bu hafta aramıza katılan 3 yeni arkadaşımız var…

Gölbaşında bir börekçide oturup çaylarımızı içtik. Türk milleti işte çaysız olmuyor kardeşim, insan kendini eksik hissediyor.


Aman Allah’ım bittim ben hayatımda hiç lastik yamamadım ki diye Halim’in bittiği anda Görev Adamı İso yardıma koşuyor… Kullanmayı bilmiyor, bisiklet işinde acemi belki ama en azından taşıyor. Bunu yapmayanlar da var…

EmreCan

Turunç

HalimCan – MuratCan

Ve işte Beynam girişi,


Çok tatlıydı kerata,

Ahanda bu yolları hep tırmandık…


İşte tepedeyiz. Nihayet geldik…


Can Can (Aman da aman, çok mu yorulmuş…)

Halim dayanamayıp İso’yu kesmeye karar verdi. İso’nun mundar gitmeye hiç niyeti yok. Kendini kurban mertebesine layık gördü. Ancak komik olan İso’nun kendi salavatını getirmesiydi hahahahahah…

Muhabbet, yemek bir arada…


Kalk Can kalk. Nereye kadar böyle aaaa?!…

Yedin yuttun tabi yalan bakalım.

Sağ olsun Halim beni de içsin diye hazırladığı tangi balık kokulu konserve kutusundan içti. En çok koyan da meyve suyunu içmemem oldu herhalde hehehehe….

Bakııııııııııııın turuncu siyah bir böcük buldum. Hepimize uğur getirsin inşallah!

Ay vallahi sıkıldım artık kene muhabbetinden. Her bi tarafımı kapatıp yattım onun korkusundan.

İç bakalım Emre Bey nereye kadar. Ayıp valla ayıp sen böyle değildin önceden. Bi daha görüyüm nişanlına fitlicem seni. Sporcu adam sigara içmez. Murat’a da söyle arkana saklanamasın. Onu da gördük hepimiz hıh…

Düşüncelere dalmış,

Dikkatini kime vermiş acep?

Ton balığının yağını da süzelim ohhhh. (Aslında pek sevmem. Levrek ızgara olacaktı ki Allaaaah…)

Helal olsun Can’a. O bisikletle dağ tepe demeden nasıl indi. Bir kez lastiği patladı ama o da nazar boncuğu artıkın.

Ohhh yemyeşil çam ormanları…


Biz bir kez kaybolduk. Gitmek isteyenler için harita…

Baş parmak üstünde ne güzel durmuşum di mi hehehe. Ayar yapıyım derken yetişemedim yahu.

Ahanda bu sefer vakitli gittim;


Emre ile Murat vakitlice ayrıldı. Can ise ışıklarda bizden ayrıldı.
Yolda giderken bi bisikletçi ile karşılaştık. Eymir’den dönüyormuş. Pompa var mı dedi var dedik. Yama takımı falan yok tabi öyle çıkmış bir hevesle yola.
Bu gezide de bir ilk yaşadım. İş başa düşünce hayatımda ilk kez dış lastiği falan çıkarıp yama yaptım ya helal olsun bana. Teorik olarak biliyordum ancak sağ olsun erkek arkadaşlarımızın iyi niyeti yüzünden elimi sürmüşlüğüm yoktu…

Hiiiç öyle gülmeyin. İşimi ciddi yaparım hıh…

Burak’ın yüzündeki mutlu ifade. Böyle tek gezme gel ekibe katıl diye site adreslerini verip koyuluyoruz yola…

Bu da Çetin Abi ve Halim’den son foto…

Çok güzel bir gün geçirdik. Ah keşke ızgaramızı getirseydik şurada iki cızbız yapardık demekten de alamadık kendimizi.
Bir sonraki gezide görüşmek dileğiyle hoşça kalın.
Yusuf Yusuf Gecesi (12.04.2007)
Arkadaşlarla öğle yemeğinde pizza yiyince kıpır kıpır yerimde duramadım. Kursa da hoca bile rahatsız oldu bu durumdan. Ders bitiminde eve gelip hemen bilgisayarımı açtım ve msn’e Bugün hava çok güzel. Haydi tura çıkalım! yazıp avını bekleyen jaws gibi sinsice kenara çekildim. Bu hafta Gazi’deki arkadaşların vize haftası olduğu için kimi aradıysam ya sınavı var ya da telini duymuyor. Bilkent’ten Beykan hadi çıkalım diyince ağzım kulaklarıma vardı. Ancak işi olduğunu ve çıkamıcanı söyleyince hıııh diye tavrımı koydum. Km ve gram manyağı Erk’e sorduğumda yeni kadroyu toplatıyorum bugün bıraktım demesin mi ayyyy çıldıriciiiiim dostlar…
Neyse ki oltaya biri takıldı. Mehmet hadi o zaman 20dk.ya ordayım hemen hazırlan demesin mi. Ollleeey yuppiiiii şopppiiiii sonunda enerjimi atabileceğim bir yol arkadaşı buldum kendime.

Aspir gelince apar topar çıktık yola. Ha sonra ne mi yaptık. Fazla foto çekemediğim için anlatım uzun olacak. Durun bakalım nasıl betimleyeceğim…
Odtü’ye gidelim dedik ancak yanımızda ışık yok. En son Erkut’a vermiştim ve almayı unuttum. Madem öyle önce Bilkent’e gidip ışık alalım oradan da Odtü’ye geçeriz dedik. Erk ve Beykan bizi karşılamaya geldi. Sağolsun Canım arkadaşım Erk bize avuçlar dolusu fındık ve kuru üzüm getirmiş. Nam nam nam naraları eşliğinde yedik, muhabbet ettik Erk ise size süper bir yol göstericem diyince adrenalin manyaklığı tutan Kevs ‘hadi o zaman’ dedikçe Aspir ‘ya manyaklaşma gel işte geldiğimiz yoldan dönelim adam gibi’ diye ısrar etmeye başladı. Beykan ise; o yolu tavsiye etmem hele ki zifiri karanlıkta, gündüz gidersiniz demesin mi? Rüzgardan donan Beykan yurda kaçtı. Erk de bize yukarı kadar yani toprak yolun başlangıcına kadar eşlik etti.


Amanın o da nesi. Orda bir araba var uzakta. Görmesek de, ne olduğunu bilmesek de tırstık hafiften. ‘Aspir Elham’dan okumaya başlayarak bas bakalım pedala’ diye Erk’i öpüp ayrıldık. Erk Benim ışığı getirmeyi unutmuş ama kendi süper aydınlatıcı ışığını unutmamış. Acayip işimize yaradı. Yol bozuk, hatta bazı yerleri çamurluydu. Aspir sürekli ‘anneeee çok korkunç burası niye buradan gidiyoruz? Şurda bizi vursalar kimsenin haberi olmaz. Lastiğim patladı galiba benim… gibi sinir bozucu cümleler kurdukça ben ‘Ağzını hayra aç! Adrenalin işte adrenalin. Gece turları süper yaa! Ayhhhh canııııım ihhi’ diye bağırıp duruyordum.
Takur tukur yollardan geçtikten sonra işte medeniyete ulaştık dediğimiz anda bir minibüsün bize doğru yaklaştığını fark ettik. Amanın niye üzerimize üzerimize geliyor bu derken ışıklarını açınca Jandarma olduğunu anladık. Onlar da uzaktan bizim ışığı merak edip gelmiş olsa gerek. Neyse ki baştan aşağı süzdükten sonra bi şey demeden yanımızdan ayrıldılar. Biz yine tırstık tabi ne oluyor diye…
Neyse medeniyete girdik bari bi şeyler atıştıralım diye çantada ne var ne yoksa çıkardım. Aspir fotodan kaçmak için elinden geleni yapsa da yakaladım hahaha…

Bir ara parmaklarım dondu, kulaklarım düşecek zannettim. Memo da durumu ‘sanki çıplak sürüyorum bu ne soğuk ya!’ şeklinde yorumlayınca ben koptum.



Neyse ki gece 12’ye doğru eve geldim. Ohhh işte huzur budur… Enerjiyi attığıma göre şöyle güzel bir uyku çekebilirim. Haydi hepinize iyi geceler ahha ehhe ohho ihhi
.heh
Mart 2007 Gece Sürüşü 11.03.2007
Merhaba Arkadaşlar,
Dünkü Eymir gezisinden sonra evde oturup biraz tembellik yapmak biraz dizimi dinlendirmek ve biraz da evi toparlamayı düşünüyordum.
DÜnkü gezi yazısını nete atarken msnden bir kıpraşım geldi. Hadi tura çıkalım diye. Yok canım ne turu. Dizimi dinlendirmeliyim. Hem mutfak kalk gidelim diyor bi sürü işim var hayatta olmaz dedim. Dedim ama bir kez daha büyük konuşulmacayağını gördüm.
Murat belki vazgeçer diye planlarımı anlatarak ancak akşama doğru çıkarız dedim. Ona da tamam demesin mi. Kevs söz verdi bir kere dönemez. Nette işim biter bitmez mutfağa gittim. Ne bulduysam bulaşık makinasına dizdim kalanları da elimde yıkadım. Ta ta taaam ben hazırım.
Akşam 5 gibi Bakanlık’ta buluştuk. Dedim sakın bana yokuış çıkartmayın dizim çok kötü. İyi ki uyarmışım taa TRT’ye tırmandık. Uyarmasam bi Elmadağ yapardık herhalde.

Ormanda ışıklarımızı kapatarak patikalardan inmeye başladık takır tukur. İnanılmaz zevkli bir o kadar da tehlikeliydi.

Uzun zamandır ilk defa gezdiğimi anladım. Bir yere koşturmuyorduk. Kimi zaman düz yolda bile bisikletten inip muhabbet ederek yürümeye başladık.
Ken’in arpası fazla gelmiş olacak ki bgn yerinde duramıyor. Bende ise tuhaf bir sessizlik ve dinginlik var. Haret ettik hayra alamet değil diyerek. Muratla nani nani gidreken bi ara halolo halo halo gibi bir bağrış duydum. Ben yoldaki çukurları görmeye çalışırken ağacın arkasına saklanan Ken bisikleti Murat’ın üzerine salınca karanlıktan üzerine neyin geldiğini anlayamayan Murat donup kaldı. O korkudan, biz gülmekten donumuza kaçırdık… Vallaha gülmekten kaburgaarım ağrımış, Ken de uzun süre yerden kalkmadı siz tahmin edin işte gerisini…
Murat ruhunu teslim ederken;

Ken burda süper mekanlar var dur ben keşfediyim diye çıktı bir tepeye. Yaw Ken etme eyleme ben demiştim demek istemiyorum dedim ama nerdeeee. Tutabilene aşk olsun. Bu gece n’oldu bu çocuğa anlamadım gitti. Ben kaptırdım yokuş aşağı iniyorum. O sırada Ken tepeden uçuyum derken karanlıkta 1.5 metrelik çukura düşmüş. Avcunun içi ve sol dizinde baya hasar var. Ah Ken ah eşek kadar adamsın daha ne diyim sana!
Patikalardan aşağı indik. Hadi her zamanki yere gidelim derken bekçi çoğunun kapandığını söyleyince haydaa aç aç TRT’yi mi tırmanıcaz şimdi diyerek uzun yola baktık baktık baktık. Benim bisikleti kullanmayacağım kesindi. Murat’ı tebrik ediyorum ilk defa bu yokuşu durmadan çıkmayı başardı. Ken de çıkardı ya ben yürüdüğüm için eşlik etmek zorunda kaldı. Onu eçtim yolun çoğunda bi de benim bisikleti taşıdı canım arkadaşım. Hem de yaralı elleriyle…

Ne yicez diye düşünürken ta ta taaaam karşımıza çıktı bu akşamki menü!

Hacı Amca bayadır sabah akşam buradaymış ama biz ilk defa görüyoruz. Soğuk havalarda açmıyormuş ki biz son zamanlarda buz gibi havada gelmiştik buraya.

Amca köfteler el yapımı mı yoksa hazır mı diye soruyorum. Murat’ın derdi başka. Abi tam ekmek mi oluyor bunlar diyor. Ken de ne kadar diye ekleyince kişi başı bir soruyla olayı çözüyoruz. Hacı Amca kendisi hazırlıyormuş. Köftenin tadı bir harika…

Arka tarafta oturma yerimiz var diyince ayranlarımızı da söyleyerek geçiyoruz masaya.

Yahu yemek yerken niye hiç foto olmaz. Çünkü açlıktan öyle bir dalıyoruz ki olaya hep unutuyoruz.
Sağlıcakla kalın efendim. Hepinize iyi geceler. .by