Ani’den Çıktık Yola (Ardahan – 5.Bölüm) 23.08.2008
“Nerede Memleketimin Ağaçları?
Sabahın altısında kalktık ilk defa acelemiz olmadığı halde. Göl kenarında güneşin ilk ışıklarıyla kahvaltı yapıp keyif çatmalıydık. Böyle bir imkan kaç kez karşısına çıkar ki insanın hayatı boyunca!
Bisikletleri ardımızda bırakıp kahvaltı için gerekli olan tüm malzemeler kucağımızda göl kıyısına doğru ilerliyoruz. Dün gece çay için termosa sıcak suyumuzu bile koyduk.


Kamp ocağını da kurduk. Bir güzel suyu ısıtıp çayımızı demleyeceğiz. Öyle poşet çay falan bizi kesmez. Tomurcuklu halis muhlis demleme Türk çayı olmak zorunda keyiften bahsediyorsak. Çay hastası Serkan rüzgar ocağı etkilemesin diye elinden geleni yapıyor.

Tam her şeyimiz hazır haydi başlayalım derken o da nesi! Her şeyi almışız fakat dün akşam tesisten ekmek istemeyi unutmuşuz. Görevlileri uyandıralım desek tesis kapalı. Odalarına gidelim desek nerede kaldıklarını bilmiyoruz kapıları tek tek çalamayız. Ankara’dan beri yanımızda taşıdığımız 6 günlük sandviç ekmeğini paylaşıyoruz. Kaşarla kaşarı katık edip bala kaşar bile banabildiğimiz bu sabahta en değerli nimet ekmek. Bir ara sol elimde bulunan kaşara katık edeyim diye sağ elimdekini ısırdığımda onun da kaşar olduğunu fark ettim. Orada hepten koptuk zaten. Neyse ki aramızda kimse kimsenin önündekini çalacak şaklabanlığı yapmıyor dolayısı ile herkesin gönlü rahat. Ancak bu yine de karşınızda duran parçaya göz dikmenizi engelleyemiyor.

Çok fazla kahvaltılığımız varmış gibi bir de misafirimiz geliyor. Herkes rızkını yermiş. Ekmeğimiz yok kusura bakma ama kaşar verelim diye paylaşıyoruz elimizdekileri bu anne köpekle.

Çok şükür karnımız doydu. Şükürler olsun bizi buraya sürükleyen içimizdeki dürtüye. Ömrümüzün uzadığını fark ediyoruz göle karşı uzun otururken.

Bir şey mi dediniz! Duyamıyoruz. Haa! Evet keşke siz de burada olabilseydiniz.

“Çekiyor çekiyor hemi de full çekiyor” diyor Serkan reklamdaki gibi sabahın köründe Halim’i uyandırıp havasını atarken.

Hadi kalk yola çıkalım diyorlar ancak içimdeki huzuru ve madımakların üzerindeki yumuşak dokudaki rahatımı anlatmam mümkün değil.

Amma erken gelmişiz. Martılar bile daha yeni geliyor kahvaltılık balık avlamaya.


İşte size bisiklet temalı bir doğa fotosu. ![]()

Bu da tesisin bahçesinden göz hakkı diye kopardığımız lezzetli meyve.

İşte merak edilen tesis;

Saatlerimiz 9:30’u gösterdiğinde nihayet yola çıkmaya hazır hale geliyoruz.


Muhteşem bir manzara, tertemiz bir hava, huzur dolu gönüllerimiz ve emektar demir atlarımız;






1.5 saat sonra Çıldır ilçesine varıyoruz.


Dün o kadar haşlanmışım ki kollarım acıyor. Hemen eczaneden yanık kremi alıyorum. Bu tatlı kızı da orada görüyoruz.

Çıldırlı Aşık Şenlik ve güzel sözleri,




Ekmeğe gözümüzü doyurmak için kahvede çaylarımızı yudumlarken taze simit yiyoruz.

Geç kalırız diye uğrayamadık ancak uzaktan bir foto alabildik. Şeytan Kalesi,

Yine ıssız yine çorak araziler, güneş, rüzgar, sinekler ve biz,

Ani’den çıktığımızda hani bir mide sancısı tutmuştu ne olduğunu anlayamamıştım. İşte yine başlıyor. Bir türlü anlam veremiyoruz. Tok karnına yola çıktık, rampa çıktık ondan mı acaba diyoruz ama o gün açtım. Öyleyse cevap bu olamaz. Sancının geçmesi için kendimi yere atıyorum. Serkan sağ olsun hemen altıma yağmurluğunu seriyor.

Gölgesine yatabileceğim bir tane ağaç bile yok. Güneş her haliyle kavurucu. Çantamın gölgesine yatayım diyorum acaba üstüme düşer mi korkusuyla. “Korkma, biz yanındayız” diye içimi rahatlatıyor yoldaşlar.

Mutluluğum sadece midemin ağrısının geçmesinden değil. Sonunda ağaç görmekten ve ormana girecek olmanın mutluluğu var yüzümde. Gölden bu yana 23km boyunca bu hasretle pedal çevirdim.

İşte arkamız tarla,

Ve bizi bekleyen orman,

Çamlıçatak’taki su molasından sonra Ardahan’a doğru devam ediyoruz,

Uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından 15:45’de Ardahan’a varıyoruz.

Şehirde şöyle bir dolanırken Erkunt bayisini görünce selam veriyor bir Erkunt çalışanı olarak.

Çıldır’dan beri acaba Ardahan’da da sarıbalık bulabilir miyiz diye Serkan’ın kafasını şişirip durdum. Sokakta araba bagajında yapılan balığın kokusu Serkan’ı öyle bir uyarmış ki “Kevser sola bak” diye bağırdı rampayı çıkarken. “Allah’tan başka bir şey dilesem demek ki olacakmış” diye sevindim. Merkez, Çıldır’a yakın olmasına rağmen balık lokantalarında bile bu balıktan yapan yok. Tadına doyamadığımız için de akşam yemeği için tercihimiz bu yönde oldu tabi önce midelerimize sıcak çorbaları yolladık.

Balıkların pişmesini beklerken inanılmaz bir dolu başladı. Bir binanın içine sığındık. Yine “çok şanslıymışız, bu dolu bizi yolda yakalasaydı halimiz ne olurdu?” dedik.

Amcalar balıkları Çıldır’dan tutup varille buraya getiriyorlarmış. Sokaktan geçen biri balık son nefesini alıp vermeye çalışırken gelip “balıklar taze mi?” diye sorunca biz, “taze değil canlı” dedik ve amca öylece bakıp gitti.

Serkan aşka geldi, en büyüğünü yakalayacak,

Domatesi, meyve suyunu, kuru soğanı da bol aldık mı balık ekmeğin yanına. Değmeyin keyfimize. Oturduk bir çay bahçesine.

Çaylarımızı da yudumladıktan sonra ağırlık çöktü. 
Burada kalacak yer bulamayız. Ya bir köyde kamp atacağız ya da Şavşat’a doğru devam edeceğiz diye karar aldıktan sonra yağmura karşı hazırlanıp giyinip kuşandık ve 18:30’da yola koyulduk.





Girişte kaçırdım bari çıkışta bir foto alayım dedi İsocan,


Güneş batıyor, yol ıssızlaşıyor, bedendeki yorgunluklar iyice artıyor, uyku bastırıyor…

Şavşat’a gitmek için önümüzde tırmanılmayı bekleyen Çamlıbel Geçidi var. Oradan sonra Şavşat’a kadar hep iniş. Acaba köylerden birine kamp atsak mı diye düşündüğümüzde Ankara’dan bize katılmayı bekleyen Murat’ın sabırsızlığı ve yolculuğu hızlandırmamız gerektiği geliyor aklımıza.
Mademki çıktık yola basacağız pedallara diyip asılıyoruz. Otostop çekebileceğimiz bir araç gelse hiç affetmeyeceğiz. Ancak geçen kamyonetlerin kasası hep bal kutularıyla dolu, bir kişilik bile boş yer yok. Allah büyüktür gidelim bakalım, gece de olsa tırmanacağız diyoruz.
Mide ağrısı yeniden başladı. Stres mi vuruyor ne. Acaba karnım mı sıkıştı diyip üst üste giydiğim tayt ve pantolonun lastiğini düzeltiyorum. Ama yok olmuyor. Gözümüz de yolu seçmez hale geliyor karanlıktan. Çekiyoruz bisikletleri Sulakyurt köyünde yolun kenarına ve başlıyoruz beklemeye.
Uzun bir bekleyişin ardından 19:20’de kasalı bir cip duruyor. Durumu anlatınca biraz acele edin diyip izin veriyor yüklememize. Ön tekerleri çıkarıp yan yana koyuyoruz çabucak. Amcam küçük torunuyla birlikte yayladaki evine gidiyormuş apar topar. Hayırdır diye sorduğumuzda çobanın hayvanları bırakıp ayrıldığını ve gitmesi gerektiğini söylüyor. Seni bize Allah gönderdi bu ıssız yolda diyoruz. Çamlıbel Geçidi’nin tam tepesinde Karayollarında bırakıyor bizi.
Karayollarının önünü aydınlatan ışıktan başka hiçbir şey görünmüyor. “Tamam belki Şavşat’a kadar iniş ama bu yolda kendimizi riske atmamalıyız” diyerek bizimkileri orada kalmaya ikna ediyorum. Hoş onlar da dünden razıymış çok uğraştırmadılar beni.
İnanılmaz soğuk bir hava var. Ön tekeri takarken ellerim titriyor. O sırada yanımıza bir bey gelip bizi içeri davet ediyor. Karayolları görevlisi Reşat Bölük, “misafirhanemiz var burada kalabilirsiniz” diyip sıcak bir çay koyuyor muhabbetimiz daim olsun diye.

Kendisinden Allah razı olsun. Ne kadar teşekkür etsek azdır. Susuz’da kaldığımız öğretmen evinden de Çıldır’daki GSİM’nün tesisinden de temiz. “Burası benim evim gibi, niye temiz tutmayım” diyor. Banyo, tuvalet, odalar hepsi pırıl pırıl. İnsanın baktıkça gözü gönlü açılıyor.
Altı günlük yolculuğun ardından nihayet Serkan’ın da bir diş fırçası var. Yanına almayı unutmuş, tabi günlerce marketten almayı da. Öyleyse bunu kutlamalıyız diyip banyodaki terliğin çokluğuna güvenerek aynı anda dişlerimizi fırçalıyoruz.

Sıcak suyu bulmuşken ballı sabunla yüzümü bir güzel yıkayım. Serkan da “tıraş olmalıyım yoksa fotoğraflarda iğrenç çıkıyor” diye bir yorum getiriyor temizliğe.

İnanmayacaksınız ama İso da tıraş oldu Serkan’ın baskısına dayanamayıp.
Sabah ola hayrola İso’ya bakalım nasıl ola!
Bu da temiz yatakhane. Herkes alttaki yataklardan birini seçiyor ve mışıl mışıl uyuyor.

Yol Bilgileri:
Çıldır Gölü – Çıldır – Ardahan – Çamlıbel Geçidi
Yapılan Toplam Yol: 72km
Toplam Tırmanış: 600m
Toplam Süre: 4:30
Ortalama Harcama: 12,67 lira
Ani’den Çıktık Yola (Ardahan – 4.Bölüm) 22.08.2008
“ ÇILDIRiciğimmm! Nerede Bu Tesis?”

Sabahın altısında çalan alarm sesiyle “ıghhh” diye gerilerek kollarımızı uzatıp birbirimize çarptıktan sonra yattığımız yerden kalkabildik.
Su, çay, demlik bir de ocak bir araya geldi mi mümkün değil Serkan’ı tutamazsınız. Kalkar kalkmaz çayı ocağa koymuş yüzüne yerleştirdiği gülümsemeyle eş zamanlı olarak.
Ocağı, ateşi bulduk ya hayatta bırakmayız. Kaç gündür doğru düzgün protein alamadık diyip bir de yumurta haşlıyoruz muhteşem kahvaltımızın yanına. Menüde merkezden aldığımız kaşar, bal, domates, salatalık, zeytin, peynir bir de yumurta var. Yaz gününde daha ne ister ki insan!

Öğretmen evinin çevresi,

Saçımı örmeye çalışırken Serkan “bırak bırak” diyip yardıma geliyor her zamanki gibi.

Öğretmen evinden çıkmamız 9’u buluyor. 
Arka tarafta yine Ruslardan kalma yapılar dikkatimizi çekiyor.


Dehhh!

Buraya neden Susuz dediklerini bir türlü anlayamıyoruz. Kars’ın merkezinde bile su yokken burada gürül gürül akıyor çeşmelerden buz gibi.

Hatalı araç kullananlara ibret olsun diye yol üzerine konan şu hurdadan daha etkili mesaj olamaz!

Susuz’dan Çıldır’a giden yol ayrımına kadar iniş. Geldiğimiz yolu geri dönüyoruz.


İlk hedefimiz Arpaçay. Orada dinlendikten sonra Çıldır’a doğru hareket edeceğiz.

Yol oldukça düzgün, bisikletler adeta akıyor. 
Hafif rampalar ve in çıklarla dolu bir yol.

Kars’a ayak bastığımız günden beri ayçiçeği istiyorum ayçiçeği diye sayıklayan Kevser sonunda dileğine kavuştu.


Ankaralı bisikletçiler ve ayçiçekleri ![]()



Bu da uzun zamandır kafamda çekmeyi tasarladığım bir makro.

Arpaçay’a oldukça yaklaştık. Yollar inanılmaz keyifli.


Eğlene eğlene öğlen vakti Arpaçay’a varıyoruz.

Çay bahçesinde köylülerle ve çocuklarla muhabbet ediyoruz.

İso “Yemek yiyecek miyiz?” diye sorunca “Hayır! Önce bir hak edelim Çıldır’a varalım” diyorum. Öyle olunca marketten bolca meyve alıyor yanına da çay bahçesinden soda, ayran, çay içip minerallerimizi tamamlıyoruz.

45 dakikalık molanın ardından köylülere Allahaısmarladık diyip düşüyoruz yollara.

Kevser sinirli, bunalmış, sataşacak adam arıyor. Neden? Çünkü sıcak ve rampa ile cebelleşirken takip eden minik sinekler bir türlü rahat vermiyor.

Bizi yumurta ile karıştıran güneş haşlamak istercesine tepemizde. Güneş, karşıdan esen rüzgar, ve sinekler… Hepsi birden olunca yol yine çekilmez hale geliyor. Başlıyoruz rampaları tırmanmaya!

Nihayet Çıldır Gölü göründü. Güneş kremi sürdüğümüz halde haşlandık. Tenimizdeki acılara rağmen gözlerimizde bir parıltı, yüzümüzde bir sevinç…

Sıra geldi göldeki balık tesisini bulmaya. Kahvaltı yapalı 7 saat oldu. Karnımız oldukça aç. Birbirimizi yemeden tesisi bulmamız gerekiyor acilen. ![]()

Bir yola bir göle bakarak ilerlerken bir kamyonet duruyor. Tesisin zannettiğimiz kadar yakın olmadığını gölün ta diğer ucunda olduğunu söyleyince ne olduğunu anlamadan kendimizi kamyonette buluyoruz. Serkan bu duruma çok sevinmiş gibi görünüyor.

Hava bir açıyor bir kapıyor. İlerisi yağacak gibi.

Saatler üçü gösterdiğinde nihayet Gençlik Spor Müdürlüğüne ait tesiste yemek yeme fırsatını buluyoruz.

Çıldır Gölü’ne bizi sürükleyen o meşhur aynalı sazan diğer ismiyle sarı balık. Gerçekten inanılmaz lezzeti. Sırf bunu denemek için bile gelmelisiniz.

Karnımız doydu, mutluyuz. Artık birbirimizin yüzüne gülümseyerek bakabiliyoruz. Hava baya kötü görünüyor. Yağmur da başladı. Aşağıda açıkta bekleyen bisikletleri korumanın zamanı geldi.

Göl muhteşem duruyor. “İlle de fotoğraf çekeceğim” diyorum Serkan, “yıldırım düşer içeri gidelim” diyor.



Serkan bu sefer de “hayatta oraya çıkmam yıldırım çeker, beni burada çek içeri kaçayım” diyor.

Öyle ya da böyle getirtmeyi başarıyoruz.

İnce ince yağan yağmur bardaktan boşanırcasına dönünce yolun hemen karşısındaki tesise dönene kadar sırılsıklam oluyoruz.

İnşallah bizden başka kimse gelmez ümidiyle çoraplarımızı çıkarıp ıslanan ayaklarımızı kuruturken ailelerimizle haberleşip meraklarını gideriyoruz.

Belki düzelir diye beklediğimiz havadan artık ümidimizi kestik. Anlaşılan bugün Çıldır’da kalacağız. Hemen soruyoruz “Abi burada kalacak yer var mı?” Evet cevabını alınca “biz de kalabiliyor muyuz?” diye ikinci sorumuzu hazırlıyoruz. Tekrar evet cevabını alınca ise çaylarımızı içip içimizi ısıttıktan sonra bisikletlerimizle karşı taraftaki yatakhanelerin olduğu yere gidiyoruz.
Çadır kurmuyoruz konaklamaya para veriyoruz diye İso bize kızsa da onu düşündüğümüz için teşekkür etmeli. Bıraksak deniz gibi dalgası olan hem de gölden toprağa esen rüzgarlı bir havada, saatlerce bir aracın zor geçtiği işlek olmayan bir yolun kenarına kamp atacaktı. Tesistekiler jandarma izin vermez dese de İso aklına koydu. Neyse ki Serkan ile ısrar ederek vazgeçirdik. İso, 9001 belgesini aldı mı bilmiyoruz ama hakikaten enteresan bir varlık. İncelenmesi gerekir diye düşünüyoruz.
80’lerden fırlayan Çılgın Türk çok mu yorulmuş bugün! Sayemizde sıcacık yatağında güvenle uyuyor. Termosta demlediğimiz yeşil çayımızı hep beraber içelim diye beklerken İso ağzı açık uyuyakalmış.

Tesis güzel inşa edilmiş. Ancak çok bakımsız bulduk. Her tarafta örümcek ağları, böcekler ve sinekler var. Devlet yatırım yapmış ama sabahtan akşama kadar içeride oturup televizyon izleyen, konuşmaktan aciz görevliler sayesinde berbat bir hale gelmiş. Çarşafları bile değiştirmemişler. Daha önce kullanıldıkları her halinden belli. Yatağın üzerinde tulumla yattım. Sıcak suyun çeşmeye gelmesi için ise bir asır bekledik. Onlar içinse cevap kolaydı. “Suyu bolca açın mutlaka ısınır!” İsraf umurlarında değil ne de olsa devlet malı değil mi! Ceplerinden bir şey çıkmıyor ya da milli servet olduğunun farkında değiller.
Yol Bilgileri:
Susuz – Arpaçay – Çıldır Gölü
Yapılan Toplam Yol: 48km
Toplam Tırmanış: 587m
Toplam Süre: 3:23
Ortalama Harcama: 23,7 lira (balık: 10lira, konaklama:10 lira dahil)