Eğriova Diye Gittik Çamlıdere’den Çıktık! 05/06.07.2008
Merhaba Arkadaşlar,
Uzun zamandır hepimizin merak ettiği Eğriova Yaylası’na sonunda gidebildik. Yokuşta yapıştık, yeri geldi yokuş aşağı 4km/h hızla inmek zorunda kaldık ancak zorlukların asla bizi yıldırmasına izin vermedik. Zaman zaman sıcaktan bunalıp kaşlarımız çatıldı, üzerimize sular serptik ve bas pedala bas bas diye birbirimize güç verdik. Elimizdeki en küçük kırıntıya, bir damla suya kadar paylaşmayı bildik. Son anda karar vermiş olsak da arkandayız Kevser diyen, bu güzel iki günü paylaşan ve birlikte pedal basan tüm arkadaşlara teşekkürler…
Eğriova Yolcuğu (1. Gün)
Sabah 9:15′de Beypazarı’nda indik. Zaman kaybı olmasın diye bu sefer kahvaltıyı otobüste gelirken yaptık. Beytaş’a çok teşekkür ediyoruz. Tüm yolculuklarımız sorunsuz ve güzel geçiyor. Güler yüzleri için tekrar teşekkürler. Bisikletleri birleştirip, bagajı toparlamamız yarım saatimizi aldı. Güneş kremlerini bonkörce sürüp 10 gibi yola koyulduk.

Gönül sabah 5′de yola çıkmayı isterdi ancak imkanlar bunu gerektiriyordu. Hava inanılmaz sıcak. Serkan 35 derece dese de hissedilen 45. Sürekli sakız çiğnememe rağmen bir türlü gırtlağımı ıslak tutmayı başaramıyorum. Hazırlıklı olduğum halde suyumuz çabuk bitecek anlaşılan diye düşünüyorum.
Bisikletçinin dostu soda, sodanın kalbi Beypazarı. Her zamanki gibi uğrak yerimiz olan Beypazarı Sodaları Tesisi’ne giriyoruz.

Sağ olsunlar ağzımızdan çıkan alevleri görünce buz gibi, dolumdan yeni çıkan sodalardan ikram ediyorlar. Ayaküstü de olsa muhabbet ediyoruz. Sizin çok ihtiyacınız olur biraz da yolluk alın diyerek elimize sodaları tutuşturan hatta mataralarımıza doldurmamız için ısrar eden Niyazi Bey’e teşekkürü borç biliriz. İnanın çok işimize yaradı.

20km. kadar ilerledikten sonra has rampalar başlıyacaktı. Daha önce bu yolu denemiştik ne de olsa tecrübeliydik.

Dilimiz dışarıda tırmanışa geçmişken o da nesi bir kamyon hem de bomboş. İleride yapılan asfalt çalışması bize iyi ki otostop çektik dedirtti. Asfalt yapış yapış ve yanında ilerleyecek minnacık yer yok.


Seni bize Allah gönderdi sağolasın İdris Abi. Allah razı olsun diye dua ederek araçtan iniyoruz.


Bu turda tanıştığımız Cengaver Fatih normalde 170kg kaldırdığı için bisiklet onun için sıradan bir dumbell sadece. Serci ise yanında konu mankeni puhahahah. .hah Ayrıca kocaaa çınar Serci, Fatih’in yanında minyon kaldığı için tur boyunca fotoğraflarda onun yanında poz vermeye gayret gösterdi. .hah .hah

Karaşar yol ayrımına geldiğimizde yaşasın bundan sonra Karaşar’a kadar iniş var diye sevinirken o da nesi… .oha


Buraya da asfalt dökülmüş. Ayakkabımıza, pedallara, kadroya, eşyalara kısacası her yerimize sıçrıyor meret. Biz de ayaklarımızı kaldırıp fren sıkmakta buluyoruz çareyi. Yokuşta kazandığımız tüm zamanı yedik 10 dakikalık inişi bir saatte tamamlayarak. Hızımız 5′i geçmedi diyebilirim. .agla


Nihayet Karaşar’a iniyoruz. Peynir, zeytin, domates, salatalık bir de soğuk meyve suyu ile azıcık yeşillikte oturan yaşlı amcalarla muhabbet ederek öğle yemeğimizi yiyoruz.

Koca oğlan Fatih’in doymak için sarf ettiği çaba hepimizi gülmekten kırıp geçiriyor. Bizim yanımızda çam yarması gibi duran Sercan bile minyon kaldı yanında. Adam bildiğiniz kas yığını. “Abi al sen ye, bizim ekmeğimizden de ye durduğun yerde bizden çok yakarsın” diye takılıyorlar.

Gölgede dinlenmek çok iyi geldi. Ancak önümüzde çoğu rampadan oluşan 20km’lik stabilize bir yol var. Akşam mangal yakarız yaylada diyerek buzlu tavukları ve ertesi günün kahvaltılıklarını çantlara doldurarak yola koyuluyoruz. (Karaşar’dan sonraki ilk gölet)


Güneşin etkisi kayboldukça rampaları daha kolay çıkar olduk. Yol artık daha eğlenceli.



Kamp kuracağımız yaylaya varınca mutluluğumuz ikiye katlanıyor. Kamplı gelmiyoruz diye yola çıkan Fatih, Erdem ve İso’yu geri dönmeyin bugün burada kalın diye ikna ediyoruz. Yoksa dönüşte çok zorlanıcaklar ve tur zevkten çok eziyete dönecek. Kamp malzemeleri olmadığı için oradaki misafirhanede ricamız üzerine kalabiliyorlar. Yetkililere buradan teşekkür ederiz.

Biz de göl kenarında, çam ağaçlarının başladığı yere çadırlarımızı kurmak için hazırlıklara başlıyoruz.
Vahşi doğanın en hızlı pol birleştiren ve dengede tutan kızı Kevsoooo… .heh

Çoğunluk su bulmak için mataraları alıp tesise gitti. Biz geride kalanlar ise mangal ve sofra işleri ile uğraşıyoruz. Tavukların donu henüz çözülmemiş. Keselim ayıralım derken ellerim donuyor. Kampın rüküşü benim kıyafetten de görüldüğü üzre. Ne bulduysam giydim. O kadar çok kene muhabbeti geçti ki korkudan bir de bacakalara uzun çorap geçirdim.

Yayla da iyice soğumaya başladı. Özlediğimiz hava işte bu diye tadını çıkarmaya çalıştık.


Etlerin çoğu pişti sucular gelene kadar… Kimse yemesin bir de soğumasın diye poşetlere koyup ağzını bağlıyorum.


Kamp ateşi başında muhabbet ediyoruz, şarkılar söylüyoruz. Ancak konu dönüp dolaşıp ayılara geliyor. Herkeste bi tedirginlik var. Halim sürekli gelin daha güvenli, tesisin bahçesine çadırları kuralım diyip durdu. Ben de “kampa niye geldik o zaman göl kenarında kalmayacaksak” diye açıyorum ağzımı yumuyorum gözümü. Saat ilerledikçe ışığı ormana çeviren kim varsa bir çift göz gördüm yok iki çift gördüm diyerek geliyor. İyice tırsan ekip haydi gidelim diyor. Ben de lensimi çıkardım, üstümü giydim, bütün eşyalarım dışarıda, nasıl toplayacağım, yolu nasıl göreceğim diye sayarak kalkıyorum ama gitmeyi hiç istemiyorum.
Sonra Serkan, “Kevser bisiklet kadar ayı gördüm ama size söylemedim” diyince bütün ekip hadi gidelim diyor. Ben hala “ayı beni mi yiyecek. Artvin’de yemedi burda mı yiyecek” diye gitmek istemiyorum. “Gel, senin eşyaları biz taşırız” diyince bisikletleri bağladığımız yerde bırakıp çadırlarla 1km’ye yakın yolu elimizde ışıklarla yürüyoruz.
Bir dahakine çocuklarla gelicem. Onlar sizden daha korkusuz oluyor diye söylene söylene yürüyorum.

Burada yüzünü saklayan biri mi var ne?


Cengaverin elleri kolları dolu.

Sabah ola hayrola diyerek çadırda kalmak isteyenler çadıra, içerideki yatakları tercih edenler tesise girerek uyuduk. Sabah erken kalkıp tesisin bahçesini terk etmemiz gerektiği söylenince göl kenarında geç kalkıp, güzelce uyku keyfi yapmak da yalan oldu tabi…
Bugün çoğu rampa olmak üzere toplamda 48km pedal bastık. Pedaldan çok güneşin etkisiyle kahrolduk ama hepsine değdi. .bike
[size=150][color=#FF0000]Çamlıdere Yolculuğu (2. Gün)[/color][/size]
İso ile Erdem acelesi olduğu için sabah 6′da yola çıkmışlar. Biz de 7′de kalkıp eşyalarımızı toparladık. Göl kenarına gidip kahvaltı yapalım dediysek de piknik masalarını görünce, hazır yanımızda da su var diyerek kahvaltıyı bahçede yapmaya karar verdik.

Dün akşamüstü geldiğimiz için güzel foto çekmeye fırsatım olmamıştı. Şöyle bir dolanıyorum etrafı diğerleri hazırlanana kadar. İşte Eğriova Yaylası’ndna muhteşem manzaralar;







Eşyaları kucaklayıp, inşallah bisikletlere bir şey olmamıştır diye ümit ederek düşüyoruz yola.


Şu yazı çok hoşumuza gidiyor,

Geldiğimiz yoldan dönmek istemiyoruz aynı sıkıntıları çekerek. Hep sağdan gidin Çamlıdere’ye çıkarsınız diyorlar. Biz de hem değişiklik hem macera olur diye o yolu tercih ediyoruz. Tabi koca koca taşlardan oluşan bu açıklığa yol denebilirse. ![]()

Bisikletleri toparlayıp yola çıkmamız 10′u buluyor. Şu an hava tam turluk. Kapalı ve serin. Rampalar bize vız gelir tırıs gider diye basıyoruz pedallara. Serkan şu an benim gibi çay krizinde. İki gündür içemiyoruz. İstesek biliyoruz yaylada birileri yapardı ancak kimseye yük olmak istemediğimiz için derin bir ah çekip vuruyoruz kendimizi yollara. Bazen minnacık görülen şeyler o kadar değerli olabiliyor ki! Zaten kamplı turların en güzel yanı da bu. Bir çok şeye kavuşurken çoğu şeyden de mahrum kalıyorsunuz. Eldekilerin kıymetini anlamak için eşsiz bir yöntem.

Havadan da anlaşıldığı gibi iyice kapandı. Acaba yağacak mı diye bulutlara bakıyoruz. Sanırım evet.




Yağmur hafif hafif atıştırmaya başlıyor. Toprak o kadar güzel kokuyor ki bolca içimize çekiyoruz. Çoğu zaman koca taşları aşmaya çalışırken gidonu düzeltmeye ve düşmemeye gayret ediyoruz. Yağmur sağanağa dönünce giriyoruz bir ağacın altına. Serkan ile Serci uzun uğraşlar sonucu ateş yakmayı başarıyor.

Yiyecek ne var ne var diye düşünürken poşetteki soğanlar közün içine atılıp, ekmek kızartılıyor. “Arkadaşlar yapmayın, etmeyin, yolda bizi neler bekliyor bilmiyoruz. Saklamamız gerek” diye öneride bulunuyorum. “Ya Kevser gel, boşveeer” diyince sabah kahvaltıdan artırdığım çantamdaki ekmeğe güvenerek ben de yanlarına çöküyorum.

Yol ayrımlarına gelince buradan mı şuradan mı diye düşünürken, yüreğimizin sesini dinleyip hep sağ dediler ama sanki sol gibi, soldan gidelim diye ortak karar alıyoruz. Tam tepeyi çıktığımda gördüğüm Çamlıdere Orman Hududu tabelasını görüyorum. Aşağıya bağırarak “doğru yoldayız” diyerek müjdeyi veriyorum.

Helal olsun sana Serkan. Çöpümüzü yaylada bir yere bırakmayı unutunca taa Çamlıdere merkeze kadar taşıdı. Ayrıca grup adına ve doğa adına teşekkürler…





Bize Karadeniz’i anımsatan yemyeşil Benli Yaylası,

Sercan geri döööööööööön foto çekiyoruz diyince yetişmek için nasıl bastıysa ucundan yakaladı.

Teyzemle biraz muhabbet ediyor, hayır dualarını alıyoruz. Sabah geçen iki bisikletliden bahsedince demek İso’lar da bu yoldan geçmiş çok şükür doğru yoldalar diye seviniyoruz. (Telefonlar çekmediği için)

Güneş bugün yüzünü gösterirken çok utangaç. Sürekli saklanıyor bulutların ardına. Ancak biz bundan şikayetçi değiliz yediğimiz yağmura rağmen.

Ay yavrum! Şunların güzelliğine bakın.


Yayladan aşağı saldık bisikletleri. Güneş kendini göstermeye başladıkça ve rampalar karşımıza çıkınca rüzgarlıkları giy çıkar, sıcak rüzgar ye derken turun sonlarına doğru yeniden eziyet başlamış oldu. Aralıksız rampalar çıkmaya başladık. Yol asfalta dönünce yeniden cayır cayır yandık. Suyumuzun son damlasına, çantamızdaki son enerji kaynağına kadar paylaştık. İşte kardeşlik buydu. .ok
Çamlıdere’ye vardığımızda saat 4′ü geçmişti. Ankara’ya son araç 5′te idi ve hemen yemekleri yiyip araca bisikletleri yerleştirmemiz lazımdı. Araç dedikleri bagajı olmayan minibüslerdenmiş. Görünce şok oluyoruz biz buraya 5 bisikleti nasıl sığdıracağız diye. .oha İkisini bagaja üçünü koridora koyuyoruz. Fazladan iki koltuk daha satın alıyor, garibim Serkan’ı da bisikletin bagajına oturtmak zorunda kalıyoruz. Nedir bu çocuğun çektiği çile!

Yemeği yiyince gözlerimiz açıldı. E tabi benim de çeneme vurdu. Asfalt dökülen yol gördüğümde herkesin duyabileceği ses tonuyla ” aaaaa yine mi? Biz saatlerce bu katranla cebelleştik, resmen yola yapıştık. Hayret bir şey Temmuz’da katran mı dökülürmüş” diye söylendim. Serci gülerek sessiz ol biraz dedikçe inadına yapar gibi minibüs her hopladığında başımı yukarı çarpacak kadar sıçrayıp “oyhhh” diye yüksek sesli bir efekt yapıyordum. Ancak bu ses istemsiz çıkıyordu ve yapacak bir şeyim yoktu. Araçtakilere bizdeki şekerlerden dağıtırken içlerinden biri de mevlid şekeri ikram etti. “Aaa çok severim sağol diyip atladım” tabi. Kimi zaman ağzım açık uyukladım, kimi zaman hopladıkça ayh uyh sesler çıkardım. Ancak eve dönebilmenin verdiği sevinç vardı.
Bugünü de 55km ile tamamladık. Ayrıca bütün gün boyunca 1.694m tırmanmışız.
Tura gelen arkadaşlarıma tekrar ayaklarınıza sağlık diyorum. Hep birlikte mükemmel rotalar keşfettik. .hi
Bakalım bundan sonra kimlerle nereye gideceğiz. .by
Eğriova Yaylası Teşebbüsü 08.06.2008
Merhaba Arkadaşlar,
Bir gümüzü daha güzel bir tur ile sonlandırmanın sevincini yaşıyoruz.
Hava koşulları ve ekipteki performans sıkıntısından dolayı her ne kadar Eğriova Yaylası’na kadar gidemesek de ekip ruhu ve gezi anıları gayet güzeldi… Bu yüzden gezimizin adı Eğriova Yaylası Teşebbüsü olarak kaldı.
Sabah 7.30′da Etlik Garajında buluştuk. Sadece Asem Beytaş’a ait büyük otobüsler var. Biz de bisikletlerin ön tekerlerini çıkarıp her zamanki gibi yanyana bagaja dizdik. Firma çalışanları ve muavinimiz Gökhan’a buradan teşekkür ederiz. Yolculuk boyunca ve sonrasında bizimle çok ilgiliydiler.

Beypazarı’na iner inmez arabasıyla gelen Zuhal’de aramıza katıldı. Kahvaltı için anlaşıp Mevlana Kulesi’nde bir yere oturduk.

Ekibin sıcak yüzü ve muhabbetinden dolayı yola çıkmakta biraz geç kaldık.

Hava oldukça sıcak. Haydi bakalım dönsüz pedallar diyip İnözü Vadisi’ne daldık…


Aramıza yeni katılan Levent Abi yanında iki telsiz getirmiş. Yol boyunca çok işimize yaradı. Her zaman almayı istediğimiz ama bir türlü harcamalardan sıra gelmeyen bu meret çok kullanışlı. Öncü ve artçı sayesinde sürekli iletişim halinde koordineli bir sürüş başlamış oldu.




Serkan ve Murat ikisi birden arkada kalınca amanın otostop potansiyeli yüksek turcular sakın yalnız bırakmayın diye espri yapıyorum.

Geçen seneden bildiğim için arkadaşları Beypazarı Sodalası Tesisi’ne götürüyorum. Çardakta oturmak ve yorgunluk için soda içmek bedava. Ancak bu sene tesisi kapatmışlar güvenlik görevlisinden yorulduk diye rica edince bizi içeri alıyor tabi atlarımızı dışarı bağlamamız koşuluyla. Soda ikramını yapıp bize karton şapkalardan veriyor. Sağolasın abicim gün boyu çok işime yaradı. Kaskın altına taktım hem güneşten hem yağmurdan koruyor hehehehe…


Arkada kalan ekip üyeleriyle birleşmek için bir ağaç gölgesi bulana kadar durmak yok…

Fotoğrafa müdahele için gidiyorum. (yine duramadım yerimde hehehe)


Yol boyunca kelebekler, arılar, çiçekler eşlik etti bize…

Yolumuz gerçekten zorlu. Arada bir buluta denk gelince hızımız artıyor ancak genel anlamda güneş ve rampalar bizi bitirdi denilebilir.

Hayırdır Zuhal ne gördün de sevindin bu kadar?

Haydi gençler sol sol sol sağ sol…

İso ve Serdar Ankara’dan Beypazarı’na bisikletle gelmiş. Zannetmişler ki Beypazarı’nı gezicez. O zaman biz niye otobüse bisikletleri yükledik değil mi? Bir de bana niye demedin yolun bu kadar uzun olacağını demesin mi! Siteye girip doğru düzgün okumazsan böyle olur İsocan… Sana ders olsun…
Zuhal geldiğine geleceğine geçmişine ve geleceğine dair planlar yapmaktayken görev adamı İso onu yeniden hayata döndürüyor yanında taşıdığı bir kaç metrelik iple. Helal olsun İso’ya o kadar yorgunlukla hala enerjisi bitmemiş.


İso’ya gerekli olna gazı vermeniz yeter. Bolu’ya bile gider hehehehe…


Ha gayret son rampalar bas bas bas bas…




Nihayet yol ayrımındayız. Karaşar’a 7km’lik bir yolumuz kaldı. İlk göl 14km Eğriova Yaylası ise 28km. Eğriova’yı gören İso isyanlarda hahahahah… 2,8 mi 28 mi o diye sorup duruyor… 2ile8 in arasına bir maganda ateş etmiş 2,8 gibi duruyor.


Sabahtan beri bulutlar kaçtı biz kovaladık, onlar kaçtı biz kovaladık… Bakalım sonunda ne olacak. Gittikçe sayıları artıyor ve bir araya toplanıyorlar.


Ve işteee Karaşar göründü.


Tam marketten alış-veriş yaparken yağmur bir bastırdı hepimiz çil yavrusu gibi bi tarafa dağıldık. Mangal hayalleri yalan olurken peynir, ekmek,domates de bizi mutlu etmeye yetiyor.

Anlıyorum sevincinin sebebini…

İçimizde sonunda bitti diyip mutlu edenler bir de yorgunluğu yüzüne vuranlar var…





Manzaralar,



Karaşa’a girişteki iniş şu an çıkış oldu. Zuhal yorgunluktan bizler ise yağmurdan nasıl döneceğimizi düşünüyoruz. Derken Belediye Başkanı’nı yakalıyoruz. Belediyenin minibüsü ile en azından bizi Beypazarı’na bırakmaları için. O rampaları çıktım inmek hakkım diyip bir yandan da dönüş için can atıyorum. Ancak ekibi parçalamak doğru olmaz hele ki turu düzenleyen kişi olarak. İso, Melih, Ogün ise pedallayarak dönmek istiyor. Sağ olsun bizi kırmıyorlar. Buradan Karaşar Belediye Başkanı Yılmaz Koçak’a teşekkürlerimizi sunuyoruz. İnşallah kendisiyle ileride güzel projelere imza atıcaz…

Erken varırsak Beypazarı’nda şenliğin sonuna yetişip gezme imkanımız olacak. pedallayanlar da kimseyi beklemedikleri için basıp hızla geliyorlar. Kısa süre sonra yanımıza onlar da katılıyor. Yer sıkıntısından dolayı 5 kişi 20, 5 kişi de 21 otobüsüs ile dönmek zorunda… Erken gidenlerle ayrılıyor ve biraz alış-veriş yapıyoruz. Belediyenin tesisine oturup çay, çorba, tatlı denemesinden sonra otobüs için yollara düşüyoruz. Haydi bakalım bisikletleri parçalamaya…

Şansımıza geldiğimiz otobüs ve aynı muavin Gökhan denk geliyor. Ağzımız açık bir şekilde uyuyarak Ankara’ya varıyoruz…
Arkadaşlar çok güzel bir gün geçirdiğimize inanıyorum. Gelenlerin ayaklarına sağlık… Ogün senin de fotolar için ellerine sağlık. Devamı gelecek inşallah. Gördüğünüz gibi Ankara’yı keşfetmek bile aylar alır. Çok güzel rotalar var. Birlikte hep daha iyilerine ve yenilerine inşallah…
KevSerSeri ile huzurlu, mutlu geziler efeeeeem… .heh