Çubuk-Karagöl Gezisi 11.07.2010
KPSS`den ciktik; ama Karagol`e de ciktik
)
KPSS sinavinin etkisiyle sehre mihlandigimiz icin uzaklara tur yapmak hayallerde kalmisti. Arkadaslar ben bu esareti bitirmek icin prangalarimi soker atarim, pedala da yuklendikce o stresi atarim, dedim. Uzun zamandir antrenmanlar yalan oldugu icin 35 derece sicaklikta toplam 70km yol ve 1500m`ye yakin tirmanis bizleri oldukca yordu. Neyse canim en azindan donusu cabuk ve eglenceli oluyor. Biz de vucudu kapattin mi off cok deli hizlaniyor pisletler. Ay anaam vay deyip kendimizi her golgenin altina attigimizda, her cesmede yuzumuzu gozumuzu yikadigimizda, birbirimizin gozluk izlerine, amele yaniklarina baktikca yuzumuzdeki gulumseme hic eksilmedi. Guzel muhabbetlerle taclandirdigimiz keyifli turumuzdan iste bazi kareler…
Sabahin korunde yola cikan uykusuz insan toplulugundan sadece bir tanesi. Haa biz mi ne yapiyoruz? Uyumadik, derin mevzulara daldik.

Serkan cay icmeden o pedal donmez hacim diyince oturuyoruz bir cay ocagina,


Koyden gelen bir gelin konvoyu,

Kac kisinin hayatinda gelin konvoyu bisikletciler tarafindan kesilmistir? Yok paraya gerek yok oylesine kestik desek de Murat adettendir diyor.

Karagol yolunda tum yol ayrimlarindaki tabelalar yenilenmis. Hic kaybolmadan yolunuzu bulabilirsiniz artik.

Arinin yuvasini camurla kapatma cabalarini inceledik,

Muhtesem inisin ardindan geride kalan Serkan ve Murat`i beklerken foto cekelim diyoruz.

Gunesten maksimum korumayi saglamak icin beyaz uzun kollu forma giyiyorum, hakikaten de kisa kolludan cok daha iyi oluyor. Boylece surekli gunes kremi surme derdinden de kurtulmus oluyorum.

Telefonlar da cekmeyince sen burda bir yerde dur ben bakip geleyim diyor. Valla hayatta o rampalari tekrar cikmam diyorum ve ilerideki koyede bir golge bulmak icin ilerliyorum.


Ve iste buldugum golge mekan ve ben,


Ordan foto alayim burdan foto alayim derken ayagimin altinda yumusak bir zemin hissettim ama is isten gecmisti artik. O kadar atlayip ziparsan etrafina bakmadan boyle olur iste. Ahanda poka bastin simdi Kevser dedim kendi kendime. Bir yandan yerdeki kumlara ayakkabiyi surterek uzerindeki pisligi atmaya calisiyorum bi yandan da of ya of yaa titiz adami bulur bu isler diyorum.

Spd yi tasa vurdukca tak tak diye ses cikiyor malum. Teyzem yukaridan sesleniyor kizim cekic vereyim mi ne cakiyorsun, diye. Yok teyze diyorum durumu anlatiyorum. Hadi eve gel yika diyor. Yok boyle iceri girmeyim sagolun hallettim zaten dedim e ver ben yikayim, dedi. Yok teyze sagolasin dememle koyu bir muhabbete basladik ordan burdan. Bizimkiler de hala ortalikta yok. Once Serkan`in lastik patlamis sonra Murat`in derken Kevser kok salmis
))

Bi de bana narsist derler, siz su yaziya bakin hahha
)

Ken ile digerlerinden arayi cok acmisiz. Golgeye oturup tas sektirme yarisina giriyoruz enerji barlarimizi yerken. Dedik demek koylerde yapacak bir sey bulamayan insanlar boyle seyler icat ediyor. Serkan`in yine lastik patlamis. Golgede hemen onlara da yer aciyoruz.

Serkan`in bikkinligi yuzunden okunuyor. Ya yiter artik yiteeeer yaa bakisi hahahah
))

Ken ile Karagol`e varip soyle bir etrafi turluyoruz. Maalesef bencil insanlarimiz ac gozlulukleri ile 4-5 kisiye iki hatta kimi zaman uc piknik masasi isgal ettigi icin oturacak yer bulamiyoruz.


Dolayisi ile kendimizi cimlere atip Serkanlari bekliyoruz. Etraftaki gurultuden, kalabaliktan ve rahat edemedigimizden dolayi bisikletlere atlayip daha yukarilara vuruyoruz kendimizi.

Oyle mangal imkanimiz olmadigi icin etraftan gelen kokulair icimize hapsediyoruz hahahah
)) Herkes getirdiklerini seriyor ortaya. Karagol`de su an herhangi bir isletme olmadigi icin buz gibi ayran ve cay icememek bizi kahrediyor.

Her sene oldugu gibi klasik merdiven pozumuz. Her sene bi bu merdivenler sabit bir de ben ama yanimdakiler surekli degisiyor haha
))






Kankalarla pedallamayali coooook uzun zaman oldu. Seviyorum ben bu keratalari yahu. ![]()

Saat 5 gibi donus yolu icin harekete gectik. Kenan`in aksam yetismesi gereken bir dugun var.







Ken ile gidiyoruz, bekliyoruz Serkan ile Murat yine kayip. Ariyoruz Serkan`in yine lastigi patlamis. Bu sefer biz yiter yaaa, ama yiter yaaa, diyoruz. Bir araba gelip yanimizda duruyor. Arkadaslariniz geride yatiyor diyor, haberini aldik lastik patlamis, diyoruz. Biraz lafladiktan sonra ilerliyorlar. Yanimizda bir minibusun icinde Murat ile Serkan geciyor. Uleee otosropcular, durun derken yokusun basinda olucaz diyorlar. Ken ile ikimiz yukleniyoruz pedallara. Hani giderken indigimiz o muhtesem yol simdi oldu muhtesem rampa. Alnimizin teriyle kisa surede rampalari bitiriyor ve keratalari baya bir ilerde visne yerken yakaliyoruz. (Malum Cubuk`un visnesi cok meshur ve her yerde visne agaci var.)
Bu arada bize haber veren cocuklar tepede yine bizi beklemis, birlikte foto cekmek istiyorlarmis. Biz de durup siritarak poz veriyoruz. (Ondan sonra ileride tekrar durmuslar. Hatta bir tanesi yere yatip biz gecerken fotolarimizi cekti. Iyi ezmeden gectik o hizla, ya yavaslayamasaydik hahah
))

Bu arada zarflarin icinden 1 dolar cikti meraklilarina duyurulur hahahah
)) Muhabbete doyamamis olacagiz ki minibus Ulus`ta birakinca haydi gelin bir de cay icelim deyip hemen karsidaki Genclik Parki`na giriyoruz.

Arkadaslar biliyorum sizi beklentilerinizin otesinde yordum ancak guzel turdu yaw degmedi mi? Az gunesten kavrulduk, yorulduk ama ben cok eglendim yahu. Tesekkurler, bu turda beni kirmayip eslik ettiginiz icin. Yoksa kimse gelmese tek basima gidecektim o kadar yolu.
Murat yok yok bi daha toooobe gelmem Karagol benim icin bitmistir, dese de biz oraya yine gideriz. Demedi demeyin.
Bu ilk turla seytanin bacagini kirmis oluyorum. Bundan sonra donsun pedallar, gelsin turlar.
Bir sonraki turda gorusmek dilegiyle esen kaliniz efeem…
Yıldırımevci Yaylası – Çubuk 15.06.2009
Merhaba Bisiklet Severler,
Pazar’a iki kala acaba nereye gitsek diye düşünürken internette yaptığım uzun araştırmalar sonucunda “orada bir köy var uzakta o köy bizim köyümüzdür. Gitmek gerek, görmek gerek!” diyerek sıvadık paçaları ve de kolları.
Sabah uykusu tatlı gelip de kalkamayanlar ve son anda tura gelmekten vazgeçenlere vah vah deyip acımaktan başka elimizden bir şey gelmiyor. Az sonra sizlerin de şahit olacağı gibi sanki zamanda yolculuk yaptık. Çubuk’a değil de Karadeniz’in yaylarından birine ışınlandık.
Sağanak olduğunu bile bile yağmur berekettir ne yapalım! Islanırız yeter ki etraf yeşillensin, bolluk bereket olsun. Doğaya boyun eğerek ve “inşallah yağmaz” deyip her fırsatta duayı eksik etmeyerek önlemlerimizi de alıp çıktık sabahın karanlığında pedal basmaya!
Gece 11′de yatıp uyumam lazım Gordion’dakine dönmesin diye zorla uyumaya çalıştım. Neyse ki başarılı olmuş. Ha tamam yine sabah kalktığımda kendimi aynada göremiyordum ama mahmurluğum fazla sürmedi. O yüzden ekip bugün ya çok şanslı ya da çok bahtsız olacak. Çünkü ben bomba gibiyim! .heh
Sabah Ulus’a gittiğimde 4 kişi hazır bekliyordu. İşte bu dedim. Bravo herkes erken gitmemizin bilincinde. Peki ya Funda ile Derviş? Telefona bakıyorum hemen mesaj gelmiş. Derviş Funda’yı satmış. O da koşa koşa ilk metroya yetişip bize yetişmeye çalışacak. Sabah 6.30 otobüsü ile anlaştığımız için “inşallah yetişir” diye ikide bir saatlere bakıyoruz. İyi ki buluşma saatini erkene vermişim diyorum.
6.25′de yetişiyor. Bu sefer de otobüsü beklemeye başlıyoruz. Emrecan bir koşu poaça almaya gidiyor. “Haydi bakalım çıksın kancalı lastikler” diyorum otobüs gelmeye yakın. Neyse ki 3 kişiden çıkıyor. Funda, Emre ve Eldar’ın dışındakilere (-) veriyorum.
Bisikletleri yerleştirdikten sonra kancalı lastiklerin önemi anlaşılıyor. “Yaa gördünüz mü?” diye de getirmeyenlere sataşmadan edemiyorum. [b]Otobüs için bize yardımcı olan Ego 4. Bölge’ye ve Fatih Can Bey’e saygılarımızı ve teşekkürlerimizi sunuyorum…[/b] .hi

Levent Abi henüz açılamadı. Sanırım beyin hala uyuyor.

Saat 7.30′da çıkmaya hazırız.

Taylan durun şunu biraz şişireyim derken sabah enerjiyi fazla almış olacak ki ince sibopun ucu kopuyor. Fıs değil fosss diye giden havanın ardından hemen hallederim diyor. Hakikaten de çok hızlı. Aferin Taylan! Seni “vahşi doğunun en hızlı lastik değiştireni!” ilan ediyorum. Ama bu yine de (-)’yi bana unutturmaz. .heh


Bazı ihtiyaçları giderdikten sonra 8:00′da pedalar dönmeye başlıyor. Hava inanılmaz serin. “Spora üşüyerek başlamalıyız” diye arada bir “hoyyy şeytan geçti, amanın dondum” desem de yeleğimi giymiyorum. Soğuk iliklerime başlayınca “üşüyerek dedim donarak değil” diye 200 metre sonra ben de pes ediyorum ve yeleğimi giyiyorum. .hah

Bir deli oğlan bizim bu Levo! Yine basmış gitmiş önden. Biz avans verdik. Abi sen yaşlısın önden git biz nasıl ols ayetişiriz diye puhahahahah. Yoksa yokuşlarda falan büyük aynakolda çıktığından ya da yetişemediğimizden değil canııım… .heh

Hava açar diye umut ettikçe sanki üstümüze üstümüze basıyor kara bulutlar.




Arada bir güneş o güzel yüzünü gösterdikçe hemen durup fotoğraf çekiyorum.



Yukarıdan Çubuk manzarası,


Beni de çek ama “anaaaym düşmeyim” pozu!



Taş ocağı,

Her zamanki gibi enerjisi fazla gelen Levent Abi koşuyor. Ama ne için! Bir civciv yakalayıp da sevebilmek için. Levent Abiiii “büyük bulursna kap gel de Karagöl’de pişirir yeriz!” diyoruz.

Genç delikanlı bir sağa bir sola savruluyor ama bir türlü yakalayamıyor.

Sonunda ev sahibi “dur ben sana yakalayım da sev” diyor. Ciyık ciyık ses çıkartan civcilere şöyle bir ben de dokunuyorum.

Etrafta dikkat dağıtan başka şeyler var çünkü. Şu muhteşem turuncu gelincikler gibi…

O kadar güzel ki bakmaya doyamıyorum. Yanıma alamayacağım için ben de fotoğrafla ölümsüzleştiriyorum.

Funda da kokusunu içine hapsediyor.


Geçen seneki pozu yakalamak için o tarlayı bulmaya çalışıyorum. Solda küçük kaya sağda çeşme olacak. Sanırım daha yolumuz var diyorum. “Ne çeşmenin bir özelliği var ne de tarlanın!” Ancak kısa mola için ben orayı düşünüyorum ayrıca geçen seneki pozu da yakalamak istiyorum.
Geçen seneki tarlayı kazmışlar. Hımm madem öyle biz de karşısındaki çayıra geçeriz diyorum. Ancak güneş olmadığı için fotoğrafımız pek canlı çıkmıyor. .agla

İlk atıştırma molasını da burada veriyoruz. Levent Abi yazdıklarımı iyice oku dememe rağmen siteye bakamamış. Yanında hiç bir şey yok. Ona bir (-) daha veriyorum. Amma ve lakin çok şanslı. Bugün yaklaşık olarak yanımda 5 kilo kadar yiyecek içecek taşıyorum. İnanın yiyeceğimden değil bu seferki amme hizmeti… Herkes cebinden çantasındna bir şeyler çıkarıp paylaşıyor.
Karagöl’e kadar çok az bir düzlük var. Çoğunluk rampa. Çık çık bitmiyor. Dizi kitlenen Funda mantıklı olanı yapıyor ve yürümeyi tercih ediyor.

Şimdi de dünyada gübreden daha kıymetl taşınacak şeyler olduğunu düşünüyor olsa gerek. Kendisi gibi! .heh

“Asiyim, bu dünyada ben de varım, sizden ne kadar farklı olsam da başım dik ayakta duruyorum” der gibi gurula dikilen çiçeğe bakar mısınız?!!

Funda kendine gelmiş gibi. Bas kızım baaaas…

Ben de Levent Abi’ye eşlik ediyorum. o kadar beğendi ki buraları “burada satılık arsa var mıdır?” diye etrafına bakınıyor.

Karagöl’deki işletme kapatılmış ama teyzeler sağ olsun gözleme yapmaya gelmişler. En çok yemeği olmayanlar seviniyor. Biz de “aman canım gözleme varken ton balığı mı yicez?” diyerek gruba uyuyoruz.

En çok sevindiren ise demlikle çay içmek oluyor.



Eldar Bayraktarov! O bir Rus. Neresinden diyoruz? Sen Petersburg diyor. Valla sen Petersburg ben Ankara hiç fark etmez yeter ki gönüller bir olsun diyoruz. Kendisi çok efendi ama biraz çekingen. Bizim yanımızda kalıp da açılmayan olur mu hiç elbette onu da açıyoruz yavaş yavaş. Ay yazık nasıl da bakakalmış ocağa. Görünce buz gibi memleket hasreti çöktü galiba. Kim bilir neler düşünüyordur şimdi! (Lafa aramızda biz inanmadık Rus olduğuna. 3 senedir buradaymış, okuyormuş. Ama bildiğiniz Türk yani. Aynı bizim gibi olmuş hahahaha…)

Piknikçi bir aile ile muahbbet ediyoruz. Teyzem bizi çok sevdi. İki kızıyla beraber muhabbetimize eşlik ediyorlar. Tabi ki ben yine sataşmadan duramıyorum.

Özenle yıkanıp hazırlanmış, eşşek gibi taşınmış meyveleri nihayet çantamdan çıkarıyorum. Ohhh tam keyif.

Dibimize kadar yanaşan arabaya yuh diye kızarken bir de motorcunun biri ağzımın içine kadar giriyor. Tam kızmaya hazır yüzüne bakarken “amanın sen de nerden çıktın!” diyorum. Levent Abi nereye gideceğimizi siteden görmüş ve motoruna atlayıp yanımıza gelmiş… .heh Çok da iyi yapmış…
Önce motoru Funda deniyor.

Sonra da ben. Yakıştı mı bakın bir diyorum! Oh be yumuşak yere oturmak ne güzelmiş.

Levent Abiiii yetiş. Kafam sıkıştı çıkaramıyorum. Ayhhh daraldım. Sesim de yankı yapıyor. Kulaklarım da duymuyor. Ne rahatsız bi şeymiş bu kask. Şimdi niye milletin takmadığını anlıyorum diyorum. Bizimki havadar ne güzel… İşte kiminin selesi kimin kaskı rahat hahahaha…

Eldar’ın kaslarında çekme oluşmuş. “Uzat bakalım. Şimdi de parmak uçlaırnı kendine doğru çek.”

Şimdi hareket zamanı. Yol uzun. Ama Karagöl’de de foto çekmeden gidilmez ki!






Sadece parmak uçlarım betonda. Biri höh yapsa düşücem. O derece boştayım. E kolay değil düğmeye basıp da fotoya yetişmek.

Suyun dinginliğini ve sudaki bulut yansımasını görünce harika hayatta burayı çekmeden gitmem diyorum.




Ve işte Karagöl’den ayrılıp kendimizi Yıldırımevci rampalarına vuruyoruz.

Levent Abi için hava hoş. Motorla gidip gidip geliyor. “Maşallah iyi çıktınız!” diye de eklemeden edemiyor.




“Hadi hadi” diyenlere “siz çıkın, hayatta şurada foto çekmeden gelmem” diyerek rampanın ortasında zınk diye duruyorum.
Bu çiçekler beni benden aldı. Yaşama sevncimi kat be kat artırdı.





Ah Taylan vah Taylan yine koşturup yakalayıp bir traktöre tutunuyor. Mesafe az da olsa güneşin altında yüzümüz kızarıp terlerken kıskancımızdan çatlıyoruz.
Ve işte nihayet yayla yoluna sapıyoruz.




Karadeniz’dekinden bile doğal yayla evleri,







Yıldırımevci Göleti’ne varınca yeni bir sofra kuruyoruz. Herkes yanında ne kaldıysa çıkarıyor.

Turun başındna beri ben fasulye getirdim deyip durdu Taylan. Karagöl’de bile ama ben fasulye getirmiştim, gözleme mi yiyeceğiz dedi. Ben de diyorum ki aman ne yapacaksın fasulyeyi. Konserve mi yenir gözleme varken. Ama bizim esas oğlan yine yapmış yapacağını. Barbunya konserve diye düşünürken baya bildiğimiz taze yeşil fasulye getirmiş bu sefer yanında. Pembe çiçekli kabı olmasa da bu sefer de dilimize dolanıyor.



Şimdi huzura erme çabaları.

Ben de esnedim sonunda rahattan.

Tam huzura erecektim ki gerilen kasları rahatlatmak geliyor aklıma. Funda’ya da hatırlatınca pek bir rahatı kaldığı söylenemez hahaha…


Karagöl’den beri belki 5-6 kez Eldar iyi bari burada sinek yokmuş dedi. Yazık çocuk çok sevindi demek sürekli söylüyor hahahaha… Haa bir de Levent Abi var. O da ne zaman gideceğiz. Son otobüs kaçta. Erken gitmem lazım. Ben de her zamanki gibi hööööy erken gitmek yok. Susun tadını çıkartın. Akşamı düşünerek şu manzarayı zehretmeyin. Öyle yada böyle gideriz diyorum. Ayrıca ne mi diyorum ” ben burayı çok sevdim, ne olur gitmeyelim yo yo yo”. Bir de “prensesim ben prensesim işte!” Hikayesini turdaki arkadaşlar çok iyi bilir… hahahahahah…
Ve orta yolu buluyoruz. Ekip başka zaman kamplı gelmek üzere anlaşıp yola koyuluyor. Bu yüzden Yıldırımevci köyü’ne de uğrayamıyoruz ancak bir daha gelmek için nedenimiz olsun diyerek basıyoruz pedallara.


Çıktığımız rampaları inmesi o kadar keyif verici ki. Mıcırlara dikkat ederek salıyorum kendimi.


Dönüşte en büyük problem indiğimiz 5 kilometrelik yokuş. Anam vay diyerek tırmanıyoruz. Android adam Levent Abi’yi yürürken yakaladım ya daha ölsem de gam yemem. İşte yolun en kadar zorlu olduğunu ispatlayan en güzle kanıt budur.

Ha ben mi nasıl çıktım. Taylan sağ olsun. Taylan 3te ise ben vitesi 2′ye taktım.
Attım elimin birini omzuna ahtapot gibi yakaldım. Haydi bakem bas bas bas. Güneş ve rampa yüzünden yüzümden gözümden terler akıyor ama bu yol bitmek zorunda. Bakıyorum ki Levent Abi’ler yetişiyor. İyi olan kazansın. Başarabilirsin Taylan haydi haydi bas bas… Erkekleri yarıştırınca karlı çıkan kzılar oluyor tabi ki hahahahah… .hah Bu arada Taylan’ın (-)’sini siliyorum. Levent Abi De Funda’yı çekti azıcık da olsa. Onun da bir (-)’sini siliyorum. Bir dahaki tura tek eksi ile başlıcak kendisi. Hadi bakalım hayırlısı hahahaha…

Sonra Taylan Bey yine tutunacak bir kamyon buluyor. “Sakın! Yapma hızlı geliyoré diye endişeleniyorum ancak öyle bir pedal basıyor ki yine yakalıyor kerata. “Dikkatli ol!” diye bağırmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Yokuşun başına kadar çıkıyor. Haydi bakalım Kevser Hanım şimdi sıra sende. Baaas bas bas… Tepede bekleyen Taylan “ne çabuk geldiniz!” diye şaşırınca ” ha ha ne sandın bzi çakma bisikletçi miyiz?” diyorum.

Ve işte son manzaralar,


Meşhur Çubuk turşusunu almadan olmaz. Giriyoruz dükkana ve acılı acısız toplayıp çıkıyoruz.

Daha sonra eti güzeldir deyip arkadaşları kasaba götürüyorum arkadaşları.
Dönüşte üçer üçer minibüslere yüklüyoruz bisikletleri. “Benim acelem yok evim yakın en son da giderim,” diyorum. Evi uzak olan ve acelesi olanları ilk minibüsle yolluyoruz.
Bu da otobüs camından çekilen son foto.

15 derece ile başlayıp 30 derece ile sonlanan tek bir damla yağmura maruz kalmadan başarıyla kazasız belasız tamamladığımız bir tur oldu. Gerçekten de çok zorlu ama bir o kadar da eğlenceli idi. Turu tamamlayan, bilmediğimiz bir yer için çıkardığım haritalara baka baka gitmeyi kabul eden eden tüm arkadaşları performansları ve cesaretleri için tebrik ediyorum. Muhteşem bir geziydi bence. Darısı bir sonrakine.
Tur Bilgileri:
Çubuk- Karagöl – Yıldırımevci Yaylası -Çubuk
Toplam Mesafe: 71km
Toplam Tırmanış: 1500m
Toplam zaman: 5:37
Avr Hız: 14
Maksimum Hız: 63.45
Vay Be Çubuk-Karagöl Sen Neymişsin? 26.04.2008
Sabah 7:00 de Ulus Heykel’de buluştuk.
Yavaş yavaş toplanmaya başladık. Arkadaşlar geldikçe elimdeki poaça ve simitleri dağıtıyorum. Ayak üstü atıştırıyoruz. Cebimdeki listeyi çıkarıp tek tek kontrol ediyorum isimleri. Eksikler aranmaya başlanıyor. Her zamanki gibi satıcılar vardı aramızda.
Biri geç yattım gelemeyeceğim msjı atan Kenan,
Diğeri yatağına yapışan Serkan.
Bir de hiç haberdar olmadığımız Hasan ve Deniz…
Biliyorum arkadaşlar sağ olun sağ olun… Ben bir meleğim halkam çıtır simit kıvamında da olsa. Sizi çok mutlu edicem, çok güzel bir yere götürücem…

Hava buz gibi diye turdan caymak isteyenler var.
Murat: Dondum yaw, bu kadar kişi miyiz? Gitmeyelim en iyisi…
İlker Abi. Boş verin yaw. Gelin bize gidip çay koyalım.
Erkut: Hava yağacak mı ne?
Kevser: Yağsa da yağmasa da gidicez.
Erhan. Boş verin yaa bize gidip uyuyalım.
Kevser: Nası bisikletçilersiniz siz nasıl yarışçısınız yaa. Yürüyün hadi gidiyoruz.
Herkes düşünüyor. Acaba diyeee benim dışımda. Tur olacak dediysem patlak şiş gözlerle azıcık uykuyla sabahın köründe kalkıp geldiysem o tur olacak kardeşim o kadar…
İlk minibüse 4 ikinciye 3 bisiklet yükleyip iki grrup halinde gitmemize rağmen aynı anda terminale vardık. Çubuk’a indiğimizde hava sıcaklığı 12 dereceydi.
[i]Murat: İsolar ne zmn gelecekmiş.
Kevs: Bilmem öğleden sonra galiba. Ne oldu?
Murat: Hani yol yakınken dönüyüm dondum ben yaw.
Kevs: Gelin kahvaltıya gidelim çay içer ısınırız. Hem hava da açar.[/i]
Gittik bir pastaneye. Adı [u]ÇINAR[/u]. Niye büyük harflerle yazıyorum birazdan anlarsınız.
Gördüğünüz üzre aldığımzı şeyler gayet normal poaça börek çay falan filan

Adam oturduk diye bizden neredeyse ürün başına birer ytl fazla aldı. Neymiş biz oturmuşuz peçete koymuş, tabak hazırlamış, hizmet etmiş. Dışarıda elimizde yeseymişiz 2 lira olurmuş da orada oturduk diye börek 3 lira olmuş, pasta 3 lira olmuş. Baştan sormama rağmen kesinlikle fiyatları bana söylemedi otur hallederiz hanım ablacım dedi. Ankara’dan geldik diye bizi yolunacak kaz gördü herhalde. Ben kendi adıma 6,5 lira ödedim ki düşünün koskoca tesiste alabalığı içeceği salatası dahil 10 liraya bağlantı kurmuş kişiyim. Götürdüğüm misafirlerim adına ne kdr utandığımı anlatamam. Adamla sıkı bir tartışmaya başladım. Şimdiye kadar 39 farklı şehirde kahvaltı yapmışım yüzlerce kez pastaneye gitmişim hayatımda ilk defa böyle bir şeye şahit oldum. Sizi internette anlatıcam, belediye başkanına da e-mail atıp şikayet edicem dedim. Git kime istersen şikayet et, buraya cumhurbaşkanı da gelse böyledir adet dedi. Sanki daha önce Çubuk’a hiç gitmedik sahtekar adam. Hakkımızı da helal etmiyoruz bilsin. Yolunuz düşerse sakın yanlışlıkla uğramayın…

Yaklaşık on kilometre boyunca sinirim geçmedi. Durup durup arkadaşlara neymiş peçete koymuş peçetenin paketi kaç kuruş yaw diye söylenip durdum. Sakin ol diye yatıştırmaya çalıştılar…
Bu fotoyu çektik, sonra Murat’ın makinesini koyduk selemin üzerine. Öyle bir rüzgar esti ki ayaklıktan kurtulan bisiklet devrilince makine de gitti. Hepimiz çok üzüldük. Lens kapağı kırıldı sadece ama umarız önemli bir şey olmaz.

Tırmanalım bakalım…



Bu seferki yokuşlar daha mı yorucu ne?..

Halim Bey öyle yola bakmakla yokuşlar bitmez. Bas bakalım biraz pedala. Ne demişler “aşıksan vur saza, pisletçiysen bas pedala” hahahahaha…
[/color]
Erhan bastı gitti tabi bu güzel fotoyu da kaçırmış oldu. Herkes bağdaş kursun bakeeem…

Şimdi de sağ dizler havaya hoppa…

Nihayet vardık Karagöl’e. Görüldüğü gibi hemen yemek mevzusuna daldık.

Kiremitte alabalık, salata, el yapımı ayran ohhhh…

Teyzeler madımak toplarken,

Tur Erkut tut spd kayıyor. Pisletten düşmedik burda düşüp karizmayı resetlemeyelim.

Gül geç pozları,



Yeter yaw hep mi pislet olacak, yürüyelim bacaklarımız açılsın.

İşte buuu vıraklarken çektim… Naısl da şişiriyor sakız gibi.


Ay tırmanamadım da ayağım kayıyor yauuuw.

Kollaaaar omuzaaaaa…

Şimdi de diğer omuzaaaa….
Murat’ın da artık bir bisikleti var ve ilk gezisi… E poz vermesin mi çocuk canıııım…

Her zamanki gibi görev adamı İso geç de olsa işlerini halledip bize yetişti.

Kimse kimsenin gölgesinde kalmasın. Hepinizi meşhur edicem açılın bakem biraz.



Vay bee Ankarada’da böyle akan sular var mıymış!

Diğerleri dönüş yolunda bastı gitti biz üçümüz ise foto çeke çeke manzaranın tadını çıkara çıkara gidiyoruz…

Güneş öğleden sonra da olsa yüzümüze güldü. Şu yolun güzelliğine bakar mısınız?

Son yokuşlar,


Bu arada bgn neden çok yorulduğumu ve dizimin bu kadar ağrıdığını tur bitmeye yakın fark ediyorum. Meğerse benim arka fren janta yapışıkmış teker hiç dönmüyormuş. Ben de böyle bir şeyle ilk defa karşılaşıyorum hiç aklıma gelmedi kontrol etmek yahu… Offf offf yine bir sürü enerji boşa gitti.
Bugün gidiş-dönüş 60km arazide yol almış olduk. Başta kapalı olsa da sonradan açan hava ve güzel muhabbetler hepimizi mutlu etti…
Ekip güzel oldu mu geziler de tadından yenmiyor canııııım. Kazasız belasız bir organizasyonun daha sonuna geldik çok şükür. Tura gelen tüm pedalcıların ayaklarına sağlık. Organizasyonlarım devam edecek. Bizimle kalın pedalcılar hoşça kalın.