Türkiye’ye Veda Turum 28.06.2009
Merhaba Bisiklet Dostları,
Öncelikle bol muhabbetli çok güzel bir gün geçirdiğimi söylemeliyim. Tura katılan tüm arkadaşların ayaklarına sağlık. Kısa süreli de olsa yanımıza uğrayan yada yeni tanışmaya gelen tüm arkadaşlara selam olsun. Hepinize ayrı ayrı teşekkürler.
İşte tur fotoğrafları;
Odtü arazisi;


Odtü’yü bitirdikten sonra İncek Köprüsü üzerinden Oran tarafına geçiyoruz.
Arkadaşlar sizi patikalara sokuyum mu yoksa dümdüz inelim mi diye soruyorum. Karnı aç olanlar hemen inme taraftarı ama çoğunluk patikadan yana olunca dalıyoruz otların arasına…

Yolun çoğu otlu, taşlı çakıllı falan filan. Fren sıkınca çok kayıyorum dolayısıyla gözüm korkuyor giderayak başıma bela almayım deyip çok dik yerlerde yürümeyi seçiyorum.

Millet aşağıda bizi beklerken biz de manzarayı bulmuşken birkaç foto çekelim diyoruz.


Sen o kadar patikada in, dağ tepe dolan bişi olmasın. Aşağıda düz yolda muhabbet ederken “Kevser dikkat et bak düşeceğiz” uyarısı geliyor. İleri gideceğime barendi sağa çekmemle Taylan ile barendlerimiz takılıyor. Can havliyle formasından çekiştiriyorum. Düşmeyeceğim diye çok gayret sarfetti. İyi ki de etmiş. Beni yerlerde sürünmekten kurtardı. Ayağımı direkt yere koyuyor ve biraz yalpaladıktan sonra toparlıyorum.
Ve işte Eymir’in en güzel tarafı. Rahat minderleri…



Sorsak üç kuruşluk keyfime dokunmayın der! Sendeki keyif paşa oğlunda yoktur yahu!…


Sıcak havayı görünce ne olur kayığa binelim diye tutturuyorum. Ancak Murat(Selim) sabahtan yol yorgunu olduğu için hok piş uyuyor. Uyandırmaya kıyamıyorum biraz daha bekleyelim diyorum.
Ha şimdi ha sonra derken nihayet kayık sırasına giriyoruz.

O sırada Serkan arıyor. Kevser yağmur yağacak çabuk olun! diye…

“Yok Serkan baksana rüzgar sağdan esiyor, bulutlar sol tarafa doğru toplanıyor. Bu yağmur bizi yakalamaz” diyorum. (Arkadan da foto çekip konuşmayı tarihe geçirmişler sanki sonra kanıt olsun diye!)

Kayık sırası geldiğinde hava iyice bozuyor. Bakıyorum göl çok durgun. “Burası dalgalı olunca çok tatlı oluyor aynı deniz gibi” diyorum. Tabi bu kimeseye inandırıcı gelmiyor.

Ta ki gök patlayıp rüzgarla karışık bizi alabora etmeye çalışana kadar hahahahahah… Bakmayın güldüğümüze bunlar son gülüşler.


Göldeki çoğu yunus ve kayığı motorla kurtarıp kıyıya çekiyorlar. Biz çok azimli çıktık. İlle kendimiz başımızın çaresine bakıcaz. Can yeleklerinizi takın uyarısını yapıyorlar. Sağ çeeeek. Sol bekle. Şimdi birlikte çeeeeyk çeeeeeyk. Dalgaya paralel gitmeyin. Amanın devrilicez. Bak vallaha şimdi devrilicez. Hayır sakın ayağa kalkma otur yerine! Çeeeeeyk! Dalgaya dik gidin! Şimdi sağ, sağ, sağ sol, birlikte puhahahahahah. Bunları kaç kere söyledim kıyıya yanaşıncaya kadar bilmiyorum.
Sanki Karadeniz’in azgın sularında boğuşmuşcasına yorulduk. Kıyıya vardığımızda zorlukla aşağı atladık suya düşmeyelim diye. Emre’nin akıllılık edip yanına aldığı şemsiye ise ters dönene kadar sağdan mermi gibi çarpan yamurdan biraz da olsa korudu. Ta ki Eldar kürekle içeriyi suyla doldurana kadar hahahahaha… Tabi taytlar da pedli olunca cümbüşe bakın. Kayıkta sıfır su. Hepsini biz emdik. İşte şimdi “Onlar halka değil fil!” diyebiliriz. Puhahahahah… İki saat sallana sallana nazla makineyi eline alan halkımın insanı fotoğraf makinemi tepetaklak edip yere düşürüyor. Sağolsun kenarı menarı her tarafı gitti. Üzülüyorum ancak tek tesellim hala çalışıyor olması…
.agla

Geldiğimizde Alican ile Taylan’ı bisiklet üzerinde görüyoruz. Artistik hareketler yapıyorlar ileri geri. Sen misin zorlayan Taylan’ın zincir kopuyor. Muzurluğundan zinciri koptu hala gülüyor hahahah…

Sorun değil hemen yaparım diyor! Eldar ile ben de izlemeye yanına gidiyoruz.

“Ayyy ellerin ne pis oldu böööğ!” diyince “Aklımdan bi muzurluk geçiyor!” diye karşılık veriyor. Bir saniye durakladıktan sonra hayıııır sakın yapma! diye kaçmaya başlıyorum. Önce bacağımdan yakalıyor sonra da kollarımdan. Ama yaaaa! “Nasıl çıkacak bu yağ şimdi!” diye kızıyorum. Neyse ki sabunla iki ovalamadan sonra çıkıyor. Zamanım kısıtlı olsa da intikamım ACI olacak Taylan Bey! Unutmaaaaa!… .heh

Yağmurun etkisi ile kıvırcığa dönen saçlarımı alıp pala oluyorum. Belki böyle sözüm daha çok geçer. “Gitmeyeliiiim oturalım! Yağmur bir dinsin!”

Slime olmasına rağmen üzerinden uzun süre geçtiği için lastiğim patlayınca bir işe yaramıyor. İleride sağa çekiyoruz ve arkadaşlar hızlıca el atıyor. Bahçedeki amcam elinde poşetle geliyor ve bizlere erik ikram ediyor. “Amanın amca söylesem inanmazsın! Sabahtan beri Eymir’de canım meyve istiyor deyip duruyordum. Hay senden Allah razı olsun” diyorum. Erikleri dolu dolu aldıktan sonra bahçeye bakıyorum. Şu kırmızılar ne diye! Bu sefer de bir poşet dolusu kirazla karşımızda bitiyor. Ondan da avuç avuç değil kucak kucak alıp yemeye başlıyoruz. Bu arada tutmayan yamanın ikincisi deneniyor…

Sağ olsun Emre’de yedek kıyafet varmış. Birini çıkarıp bana veriyor. Ama bu kocaman oldu yakışmadı ki diye arkalara saklanıyorum.

Trt yokuşunu tam çıkmaya hazırken Taylan’ın zincir yeniden kopuyor. Haydaaaa! derken iki dakikada yeniden tamir ediyor.

Vuruyoruz kendimizi yokuşa. Çok şükür hava serinledi yoksa bu yokuş ölüm gibi gelecekti. İnişlere geçtiğimizde ne yazık ki rüzgarlığımı almadığım için (tarihte örneği pek görülmemiştir) gazeteyi boydan boya içime sokuyorum. Baya da işe yarıyor. Naylon bir de yağmurluk geçirdik mi tamamdııııır. Eve gelene kadar bacaklarım ve ıslak ayaklarım resmen donuyor. Ama yine de bu güzel güne gölge düşürecek kadar değil.
Sayenizde ben çok güzel bir gün geçirdim. Umarım sizler için de aynısı geçerlidir. Tekrardan gelen herkesin ayağına sağlık. Allah’a ısmarladık. Ben gelene kadar sağlıcakla kalınız efeeeeem.
Ankara`dan Bir Ironman Gecti 01.05.2009
Çoğu kişinin gerek turlarıyla gerek performansıyla gerekse forumda bizlerle paylaştığı özenle çekilen fotoğraflarıyla tanıdığı Mesut Abimizi yakından tanıma fırsatına erişti çoğu insan. Biz şanslıydık ki 2007 yılında bu mutluluğa Pedal Sesi olarak Konya gezisi düzenleyip Mesut Abi ve en az onun kadar değerli arkadaşlarıyla tanışma fırsatını yakalamış ve Konya’da birlikte pedallamıştık. Gün oldu devran döndü Mesut Abimizin yolu Ankara’ya düştü. Onu krallar gibi ağırlamak isterdik ancak kısıtlı zaman ve yağışlı hava nedeniyle elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık. Mesut Abi’nin balından mıdır bilinmez biz kaçtık yağmur kovaladı, yağmur kaçtı biz kovaladık ve ağız tadıyla bir tur yaptık.
İyiki geldin abicim ayaklarına sağlık. Her zaman bekleriz.
Tur için Güvenpar’ta buluştuk. Sabah 8′de tura çıkmamız gerekirken Konya Ekibi kadar disiplinli olamayan Ankaralıların yola çıkması neredeyse 9′u buldu.
Trafiğin olmadığı sessiz sakin bir yoldan muhabbet ede ede gidelim istedik ve güzergahımızı İmrahor Vadisi’nden yana kullandık. Biraz çamur ve onlarca köpekten sonra nihayet Eymir’e ulaştık. Köpekten korkanlar yukarıdaki yoldan Eymir’e geldiler ve gölde birleştik.
Eymir etrafını da güzelce dolaşıyoruz sindire sindire…
Bahar geldi hoş geldi,
Bu yağmurlar bizi hiç etkilememeli.
Bereket geldi hoş geldi,
İçimizdeki aşkı hiç öldürmemeli.
Bu bahar çiçeği,
Bunlar da böcükleri,
Tam dışarıda oturduk minderlere yayıldık güzle bri muhabbet başlattık derken bulutlar üzerimizde toplandı. Meteor Emre’den bir yanıt geldi “yağacak hem de 15 dk sonra”. Ona güvenerek pılımızı pırtımızı toplayıp içeri kaçtık.
Teyzem aç insanlar topluluğunu doyurmak için elinden geleni yapıyor. Ama nafile. Herkes bekleyişte.
Flaş flaş flaş. Mesut Abi turda bir şey yerken yakalandı. Anladık ki o da android değil bziler gibi insan. Sadece daha az yakıyor, azıcık insanın hespalısından.
Kimileri sabırla beklerken kimleri de soğusun da bir an önce yiyelim diye gözlemelerin katını açıp elleriyle yelleyerek soğumasına yardımcı oluyor.
İzleyeni izlemek ne zevklidir değil mi? Fotoğraf çekeni çekmek de öyle. Mesut Abi’deki güzel pozlar yakında elimize geçer. Ama o uğraşırken be çektim ya ölsem de gam yemem.
Bizler için çok güzel bir gündü. Kısıtlı zamanda çok zevkli muhabbetler ettik. Mesut Abi’mizden sağlıklı yaşam adına etkili bilgiler öğrendik. Bir daha bekleriz. Doymadık doyamadık. Her zaman kapımız açık. Ankara sizi seviyooooorrr.
Bizim için Klasik Başkaları için Bir İlk (Eymir) 22.06.2008
Çamkoru Göleti turu iptal olunca bir gün öncesinden verdiğimiz ani kararla Pazar günümüzü Eymir’de değerlendirmeye karar verdik.
Saat 10.00′da Güvenpark’ta buluştuk.
Yeni simalar görüyorum. Cinnah yokuşu zorlayıcı olabilir gözlerini korkutmayım diye güzergahı köpekli yol diye tabir ettiğimiz İmrahor Vadisi’ne çeviriyorum. Yemyeşil, trafikten uzak, zaman zaman toprak yol, azcık da köpek var diyip yolun güzelliğini anlatmaya çalışıyorum.
Çok da eğlenceli geçiyor. Köpek demek adrenalin demek, pedala kuvvet demek. Yolda üç azman köpeğin buğday başaklarının arasından koşarak bize geldiğini görünce herkes asılıyor pedallara. Köpek konusunda uzman Serci’yi bırakıyoruz ardımızda. Yavaşlayarak dikkat çekiyor. Sürekli ekipten kopmayın, gruptan kopmayın birlikte gidelim arkadaşlar dememe rağmen arkada kalan Halim ve Murat’ın korkudan geri dönüp kaçtığını görünce kahkahaları tutamıyoruz.
Serci: Bi gitim ikisinin de elinde sopalar iyice geri gitmiş.
Kevser: İyi ki çabuk davrandın yoksa Kızılay’a kadar giderdi bunlar bıraksan hehehe..
Halim: ‘ Len Murat rezil ettin bizi. Ben sana o sopaları almayalım elimize, azdırıcan hayvanları dedim’ değil mi?
Murat: Ne biliyim abi öyle koşarken görünce…
Nihayet huzura varıyor ve Eymir’de minderlerimize kavuşuyoruz. Balık-ekmekten önce biraz uzanıp dinlenmede hemfikiriz.
Çalan telefon ile rahatım bozuluyor. Arayan Serci. “Kevser çabuk kıyıya gel, bak biz karşıki dağdayız.” Ayakkabıları giymeye üşendiğimden ayağımda çorap elimde fotoğraf makinası kıyıya kadar ilerliyorum. Bakıyorum bakıyorum göremiyorum. Çıplak alandansa ağaçlık bölgeye sıkışmayı tercih etmiş arkadaşlar bir de bana kör muamelesi yapıyorlar. Bir de siz bakın. Bir şey görebiliyor musunuz?
Hayır değil mi? Ben de zoom yapınca fark ettim.
Yemeğini yemiş bir de çay keyfine geçmişler,
Bu kadar eğlence yeter, güneşin etkisi de yavaş yavaş geçti haydi bakalım yola…
Yola çıkana kadar yediklerimizin etkisi çoktan geçiyor. Acaba bir de gözleme mi yesek diyenlere aman sakın rampaya vurucaz kendimizi vallaha çıkamayız diye uyarıda bulunuyorum.
Rampanın ortasında müthiş bir manzara ve artsitik pozlar…
Derin derin nefes alın, bu güzelliği trafikte arayacaksınız… ![]()
Bir gezimizi daha burada tamamlamış olduk. Bizim için rutin ama bazı arkadaşlar için bir ilkti Eymir’i görmek. O yüzden onların aldıkları tad adına ayrıca mutlu oldum.
Belki biraz zorlayıcı yokuşlar oldu ama unutmayın hayat da iniş çıkışlarla doludur. Bunların hepsi birer tecrübe. .;
Sevgiyle kalın efeeeem.
Odtü’den Eymir’e Yepyeni Rotalar 08.05.2008
İşten kaytarmayı planlayan Erdem bizim de aklımızı çeliyor tura çıkalım diye. EKE (Erkut-Kevser-Erdem) Odtü stadında buluşuyoruz. Şu anda okuyacağınız gezi EKE’nin fotolarıyla hazırlanmıştır. İyi seyirler efeeem…
Yalıncak’a dönmeden önce asfalt sonra toprak yoldan Fen Lisesi tarflarına kadar çıkıyoruz. Şehrin griliğinden kaçıp atıyoruz kendimizi ormana.






Odtü’yü bitirdikten sonra askeriyenin ordaki demirli kapıdan bisikletleri atlatıp İncek tarafından Eymir’e geçiş yapıyoruz.

Ağaçların arasında gezinti harika heleki yeni budanmışlarsa…





Ve işteee yeni keşfettiğimiz bir iniş. Gerçekten harika görünüyor. Ben yapamam edemem diye korkuyorum: Erkut atıyor kendini aşağı…

Çıkışta nefes nefese kalsa da eminim ki buna değdi.

Erdem de yanıma kadar ancak gelebiliyor. O da benden…

Aman siz oynayadurun ben özgürlük pozları oluşturmaya başlayım… (çift yönlü foto çeken elleriniz dert görmesin arkadaşlar)


Özgürlüğün fotosu ve mutluluğu ancak böyle yansıtılabilir.


O kayadan bakınca bu manzarayı görüyoruz.

Bunlar da gün batımı…


Arkadaşlar güzel bir gündü eşlik eden ayaklarınıza sağlık. Bir gidelim bakalım bu yol nereye çıkıyor diye karşımıza ne çıkacağını bilmeden pedallamaya devam edelim. İnanılmaz zevkli oluyor…
Buz Tutan Eymir’de Sürüş Keyfi! 06.01.2008
Acaba gitsem mi gitmesem mi!
Zaten her gün erken kalkıyorum, bari bu pazarı uyuyarak mı geçirsem!
Hem hava da soğuk hatta buz gibi. Ya hasta olursam!
Hem teker de kayar, kaza falan yaparım…
En iyisi evde oturmak…
Tüm sebepler gitmemem için tek tek karşıma dizilerken HAYIR dedi içimdeki ses.
Sen bir bisikletçisin. Kalk çabuk o yataktan. Sil gözlerindeki çapakları. Doğru banyoya marş marş…
İki lokma da bişi at ağzına haydi çık evden uğurlar ola…
Emir büyük yerdendi. İç ses bu dinlememeye gelmez. Ya bundan sonra hiç sesini çıkarmaz da tüm kararları bana bırakırsa. Bunu göze alamazdım. Hemen üstümü giyinip evden çıktım…
Beyazla karşılaşır karşılaşmaz içimizde bir mutluluk, bir yaşama sevinci belirdi. Ya seneye kar yağmazsa. Görmek lazım, gezmek lazım, dokunmak lazım…

Nurettin Abimiz her zamanki gibi parlıyor heheheh…

Nihayet göle indik. Buzda pedal basmakta çok eğlenceliymiş. (E tabi yol lastiğiyle dağdan inince kaç kere düşme tehlikesi atlattığımı da siz düşünün.)

Berk bu sefer geldi… Yeni yılda hayatında bisikletsiz haftan olmasın Berk Bey…

Görev adamı İso…


Akif Abi,

Nurettin Abi, (Bi daha turlara benden parlak gelme yaaa yakarım o taytı da seni de Nurettin Abiiiii. Ay nasıl kıskandım nasıl. Bak gör o tayt 3 vakte kadar yırtılacak göz var göz hahahahaha)

Ay canııııım demir atım da üşümüş mü!

Dur yanına geliyim,

Deniz de yetişti bize,

Ah keşke şu foto yerine video olsaydı da hepiniz gülmekten kopsaydınız. Bu kadar kütleyi bir araya toplayıp basıncı artırınca buz çatırdamaya başladı. Herkesin Allah Allah diye kaçışını görmeliydiniz hahahaha… .hah .hah

Mümkün olduğu kadar kıyıya yaklaşıyoruz…

Sonradan aramıza Levent Abi de katılıyor. Vay be sayımız iyice arttı.

Nasıl oldu da keyif yaparken foto çekmeyi unuttuk. Muhabbete dalmışız. Gözlemelerin yanına duble duble çayları götürdüğümüzü nasıl olur da tarihe geçirmeyiz. Tok mideyle zor olacak ama rampa tırmanmayı göze alarak Yaylabağ köyüne gitmeye karar veriyoruz.
Şehirden uzaklaştıkça gökyüzü açılıyor berraklaşıyor. Ne kadar iğrenç bir yerde yaşadığımızı bir kez daha anladım. Her zaman tırmandığımız TRT taraflarına bir bakın. Yüksek yerler böyleyse çukuru düşünmek bile istemiyorum. Şehrin üstü kirli havayla kaplı böööööğ…

‘Where are you Nurettin?’ ‘I’m here Kevser’ puhahahahah- .heh .hah


Trt’yi tırmanıp alev alev yandıktan sonra o kadar inişi gözüm yemiyor. Neyse ki arabayla gelmiştim. Bu sefer ucuz atlattık.

Bu da turdan sonra kırmızı yorgun yüzümüz. Yokuş aşağı donmaktan, tırmanırken yanmaktan kızardı. E bu da bi cilt nihayetinde dayanmıyor Kevser’in de olsa hahahahah… .cold

Bir dahaki geziye herkesi bekleriz. Çok güzel bir gün geçirdim. yi ki o sıcak yatağa kanmamış, kalkıp gelmişim. Tura katılan herkese teşekkürler… .by
Antalya’dan Erci ile Eymir Gezisi (26.11.2007)
Selam Pedalcılar!
Öğle vaktinde Erci’yi almaya Bahçeli’ye gidiyoruz. Ona da bisiklet kiralayıp gel bakalım yamacımıza sana bi Eymir yaptıralım diyoruz….
Ah Erci ah sen bu hallere düşecek adam mıydın?.. Allah rızası için şu pisletçiye bir yardıııııım… ![]()

Altında deri ayakkabı, üstünde deri ceket, kaskın yok kafanda, eldivenler de yırtık zate… Olsun ama yeni bi akım başlatıcaksın bisiklette tesbih de verirsek eline. (Şaka bir yana bunların hepsini bizimle beraber olmak için göze aldı Erci. Pedal basan ayaklarına sağlık ne diyelim.)

Nasıl çamur havuzlarından geçtiğimizi çekmeyi unutmuşuz. Görseniz amanın derdiniz…





Tornet yarıştıran çocuklar…



Bahçeden ayva toplayın diyen amcayı kıramıyoruz. 2 kiloya yakın ayva veriyor bize heheheh…


Bisikletçilere nur mu yağdı ne?




Eymir’de her zamanki mekana gitmiyoruz bu sefer. Nerede soba, kapalı mekan dalıyoruz…
Teyzem gözleme yaparken,

Erci ezik bakmaya çalışıyor ama nafile. Bizim yanımızda mümkün mü mutsuz olması yahu hehehehe…

Erk diyor ki ezik öyle olunmaz böyle olunur hehehe…

Dışarıda kocaman dolunayı görünce dayanamayıp fırlıyorum soğuk moğuk demeden…

Tabi siz anlayamazsınız oradan… Eymir’e gelmeniz lazım bu güzellik için ehhe ![]()

Buz kesen elleri ısıtmak pedalcıların görevi. ![]()


Baktık kendimiz çekemiyoruz arkadaki ekipten rica ediyoruz…

Ekip çok şeker, çok kafa dengi. Baya bir muhabbet ediyor geçmiş turlarımızdan ve deneyimlerimizden bahsediyoruz… Gül gül yarıldık tabi. Amcanın verdiği ayvalar amma bereketliymiş cümbür cemaat ayva yiyoruz… (İsimlerini sormayı unuttuk saflığımıza geldi kusura bakmasınlar.) Amcamızın da kesesine bereket. Bu kadar insanı mutlu etti.


O kadar geç vakte kalmayalım desek de yine hava karardı gölün soğuğu içimize işledi…


Yaaa Erci Bey öyle Antalya’ya benzemez Ankara… Adamı böyle dondurur işte soğuğu diyoruz. Bu arada biz de buz kestik tabi.
Gün geçmiyor ki TRT yokuşunu tırmanırken ısınmayan hatta yanmayan bisikletçi görmeyelim… Erci de başlıyor yanmaya… Ne de olsa her gelen misafirimize özel tattırıyoruz bu güzel rampayı… Geçen hafta Eskişehir’den Oktay’dı kurban…
Oktaycım bu arada duyurulur bu hafta yokuşu 16 dk. da çıktım yakında seni geçicem hahahah. 5 dakika ilerleme var. Ben bu azimle seni de geçerim Armstrong’u da heheheheh…
Bol çamurlu, soğuk güzel bir Eymir turu gerçekleştirdik… Erci ayaklarına sağlık. İyi ki gelmişsin. Çay eşliğinde muhabbet falan çok güzeldi… (Termostaki çayımdan verdim bak bu iyiliğimi unutmayın hehehehehe)
Yine bekleriz efeeeem. Sürçü lisan ettiysek, hizmette kusur ettiysek affola…
Bir sonraki kurban bakalım hangi şehirden kim ve ya kimler olacak…
Bisikletli Oryantiring de Pek Zevkli Oluyormuş! (21.11.2007)
Arkadaşlar bu hafta bir ilke imza attık ve bisikletlerimizle Oran’da oryantiring gerçekleştirdik… .ok
Kimi zaman yarışı dikkate almadık kimi zaman da ‘dursana ne basıyorsun ben seni geçicem’ diye birbirimizle yarıştık. ‘Hedeflerden birini bulamadık söylesenize’ dediğimizde bile ‘bana ne söylemem’ diyip yanımızdan vıııın diye geçenler oldu… .bike
Gerçekten çok zevkli bir gün geçirdik. Bizlerle birlikte bir şeyler paylaşmak uğruna taa Eskişehir’den eşiyle birlikte kalkıp gelen Oktay’ın da ayaklarına sağlık… .heh .heh .heh .heh
Haydi şimdi fotolara bir göz atalım…
Buluşma yeri ormanın portakalcı girişi,

Diğer arkadaşları bekliyoruz,

Vakit geçtikçe sayımız da artıyor…


İşte yarışacağımız parkurun özel haritası…

Oktay ve eşi Esra,

Yarışı düzenleyenlerden Ceyhun hedefleri işaretlerken,

Yarışa ilk çıkan Erkut oldu…

Hem Oran’a yakın oturur hem de Eskişehir’dekinden geç gelir cık cık cık…

Dikkatlice ne yapacağımızı dinliyoruz. Malum aramızda tecrübeli kimse yok.

Oktay hazırlanıyor,

Ben halen dinlemekteyim,

Erhan da hazır,



Ve işte artık kaskımı takabilirim, az kaldı bana,

Çek çek hava sıcak ihtiyacın olacak… ![]()

Mustafa hazırlanıyor,

Ahanda haritamı da katladım,

Kıvanç benimle birlikte gelmek istiyor, tamam dememle çıkmamız bir oluyor.

Adem Abilerin ekip de katılmaya karar veriyor…

Bas bas bas,


Hedefi çamurdan kurtarmaya gidiyor Halim. Kıyamadı bize yada bisikletlerimize,

Ve işte yarış sonu,

Şifreleri kontrol ediyoruz,


Nereye yazdım acaba?

Artiss sanki birinci oldu havaya bak havaya!

Her zamanki gibi mutlu son göl kıyısında…



Misafirsiniz hadi şanslısınız, yoksa ben bilirdim yapacağımı,

İşte Başkentli Sporcular,

Ayak gibi kokuyor diye aşağıladığı keçiboynuzunu bir Macar’a zorla nasıl yedirirsiniz? .heh



İşte misafirlik bu yokuşa kadar Oktay Bey. Ben dedim seni o rampayı çıkarken görmek isterim diye hehehe. Ben de çıkardım da Esra’ya ayıp olur kızcağız yürüsün mü canım. Arabayla çıktım bu seferlik hehehe…







Eskişehir’in meşhur met helvasına bir bakalım dedik,


Enerjiyi aldık durur muyuz! Ha ha ha hey hey hey. Haydi horona…

Murat ile beraber horon kursuna başladık. Öğretmen görevimiz hehehe…


Oy oy oy yok böyle bir lezzet. Çikolata möflö. Mutlaka deneyin…

Nasıl anlattıysak herkesin ağzı sulandı. Al canım sen de bak tadına. Amman çikolata boşa gitmesin hehehe…

Bu da son hatıra fotosu.

İyi ki geldiniz, iyi ki böyle bir organizasyon yaptık. Herkesin pedalına sağlık. Çok güzel bir pazar geçirdik sayenizde…
Oktay’ları yolcu ettikten sonra evimizin yolunu tuttuk. Yorucu ama çok eğlenceli bir gündü…
İnşallah bundan sonra daha iyilerine…
Arkadaşlar dereceleri de yazın da herkes kaçıncı olduğunu bilsin di mi ama…
Ormanda Gece Sürüşü (17.11.2006)
Hoyyyyy diye bir efekt ile başlamak istiyorum tur yazısına. Hoy ki ne hoy. Gece gece tırmandığımız yokuşlara, buz gibi dondurucu havaya ve kapkaranlık ormanda ürkütücü seslere hepsine birden hep birlikte söylüyoruz biiiiir, ikiiiiiii, üüüüüüüüüç. Hooooooyyyy…


Aman Allah’ım sislerin ardındaki uzaylı da neyin nesi. O bizim Aslan Müfit Abimiz…
(Artık nasıl nefes verdiysem ejderha gibi ortalığı sise boğmuşum hahahaha
)

Kankam Erhan ile birlikte…

Etrafına yaydıkları ısıdan da belli olduğu üzre hepsi sıcak kanlı delikanlılar…
(Bu arada Levent Abi lastiği patladığı için bizden ayrıldı. Gel abi iki dakkada yaparız dedik ama dinlemedi. Ev yakın ben hava basar giderim dedi. Aynen de öyle [i]havasını basıp [/i]gitti haha. Ee napalım biz de çam ağaçları arasında patika yollarda mutluluk çığlıkları atarak yolumuza devam ettik)

Yolumuza devam etmesine ettik. Ta ki Mesut ‘Pişt kız Kevs buradan geçicez’ diyip de ağaca toslayana kadar. Peş peşe biz çamura battık, ağacın iğne yaprakları da bize battı…

Muhteşem inişlere geçmeden önce son hatıra fotolarımız…


Kankam Mesut ile birlikte…

Yaşasın otomatik çekim… Ancak şöyle bir sorunumuz var. Makineyi koyacak yer bulamayınca bir bisikleti yaslayıp selesine koyduk. Ordan da görüş alanına giricez diye baya bir uğraştık hahaha…


Tur boyunca yolumuzu muhteşem ışığıyla Müfit Abi aydınlatsa da Erhan’ın gaza geleceği tuttu. Üzerindeki fosforlar yüzünden az kalsın foto yanıyordu…

Ben de gittim ellerimle yansıma yapacak yerlerini kapattım ihhi …

Vee işte müthiş orman gezisinden sonra mutlu Kevs. Her ne kadar soğuktan yanakları al al olsa, dudakları orta yerinden çatlasa, sırtı terleyip soğuktan buz gibi olsa, vücudunu hissetmese de yüzündeki bu ifadeye, içindeki kıpırtılara, adrenaline değerdi…

Tur boyunca 55km yapmışım. Röportaj için yaptığım öğlenki zorunlu etkinliği de sayarsam 78 km. ile günü tamamlamış olduyorum. Ne mutlu bisikletçiyim diyene ve daima pedal basana…
Oranj ile Tranj (10.11.2006)
Dilden dile anlatılır yüzyıllardır Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin aşkları.
Henüz kimsenin bilmediği bir aşk hikayesi vardı başkentte yaşanan. [b]Evvel zaman içinde kalbur saman içinde kulaktan kulağa yayılarak bir şehir efsanesine dönüşecekti Gelin Oranj ile Damat Tranj’ın aşkları… [/b]
Yolda kimseciklere rastlamayan Oranj ayağını arabadan aşağı atar atmaz bir şeyin varlığını hissetti. O da nesi? Hırlayan bir köpek. Anında kapıyı kapattı. Sakin olmalıyım ve dışarı çıkmalıyım. Tranj beni bekliyor diyerek bir cesaretle fırladı dışarı…

Kendinden uzaklaştırmaya, oyalamaya çalışıyordu. Ancak köpek bir türlü peşini bırakmıyor, söz dinlemiyordu…

Nihayet Oranj, Tranj’ın esaretine son vererek aşkına kavuştu…

Oranj garip bir sesle irkildi. Başta yakalandıklarını düşünerek panik yaptı. Sonradan bu siren seslerinin Türkiye Cumhuriyet’inin Kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk için çaldığını fark ederek saat 9:05’de saygı duruşuna geçti…

Ne olduğunu anlayamayan Tranj sıkıntıdan patlamıştı. Oranj anında olaya müdahale ederek onu eski haline getirdi…

Uzun zamandır ayrı kalan aşıklar birbirlerine kavuşmanın mutluluğunu yaşıyorlardı. Oranj Aşkın ateşi, yakarmış ateşi, duydunuz mu aşkın ateşini. Hangi ateşte yanmayı dilerdin? melodisi eşliğinde montunu çıkartıp attı arkaya…

Baş başa sonbaharın tadını çıkarıyorlardı…
İnişlerde esen rüzgar Oranj’ın koynuna dolunca şok etkisi yarattı. Aklı başına gelmiş olacak ki n’apıyorum ben dedi kendi kendine? Bir erkeğe asla bu kadar güvenmemeliyim. Sonuçta beni her şeyden koruması imkansız diyerek montunu yeniden giyerek oturdu…Bu duruma çok bozulan Tranj kahrından yere attı güçlü bedenini…

Oranj mantıklı açıklama yapmaya çalışsa da dinlemedi. Küserek çekti gitti bir yamaca…

Oranj bu duruma çok sinirlenmiş ve Tranj’ın üzerine üzerine yürümeye başlamıştı. Geri geri giderken tekeri kayınca aşağı düşecek gibi oldu. Oranj son anda yetişerek canı pahasına onu kurtardı..

İşte gerçek aşk böyle bir şeydi. Kendinde bu gücü nasıl bulduğunu anlamayan Oranj taktir-i ilahi diyerek onu kucaklayarak düzlüğe çıkardı…

Uçurumun ucundan dönen genç sevgililer artık birbirlerine daha sıkı bağlıydı. Sevdiğini kaybetmenin korkusunu yaşadıklarından sıkıca sarılıp ağladılar. Bir daha asla aptalca şeyler yüzünden tartışmayacaklarına dair birbirlerine söz verdiler…
Bu olay Tranj’ıı daha da erkek yapmış, iyice cesaretlendirmişti. Sevgilisine ne kadar dayanıklı olduğunu ispatlamak için karların içine girip jest yaptı…

Oranj, onun bu şirinliklerine deli oluyordu. İki sevgili yeniden manzaranın tadını çıkarmak için yola koyuldu…

Yanak yanağa gölü izlediler dakikalarca…

Çılgınlar gibi gölün etrafında iki tur attıktan sonra gözlerine kestirdikleri yere oturup çay keyfi yapmaya karar verdiler. Tranj’ın meraklı bakışları Oranj’ı tedirgin ettiğinden aniden arkasına döndü. Acaba sinsice yaklaşan kimdi?..

Hahaha diye kahkahayı bastı Oranj. Bu eski dost Co’dan başkası değildi. Anlaşılan çay keyfine o da katılmak istemişti…

Koyu bir muhabbet başladı aralarında.

Co o kadar çok şey anlatıyordu ki muhabbet annesinin yokluk yıllarına kadar dayanmıştı… Oranj saygısızlık etmek istemiyor ancak sabah erken kalktığı için gözleri kapanıyordu. Sonunda Güneş’e yenik düşerek içi geçti ve kısa bir uykuya daldı…

Uyurken Oranj’ı izlemeye bayılan Tranj etrafı kolaçan ediyor, aşkının güvenliğini sağlıyordu. Kazların sesine uyanan Oranj şöyle bir gerilerek kendine geldi…

Bu arada gündemi yakından takip eden Tranj gazetesini okuyordu. Gözü balıkçılara takılınca dikkati dağıldı ve onları izlemeye başladı…

Tranj gazete okurken rahatsız edilmekten hiç hoşlanmazdı. Oranj da sessiz kalamayacağını bildiği için göl kıyısını incelemeye başlayarak kendine yeni bir uğraş buldu…

Bu da onu fazla oyalayamadı. Uykusunu bölen kazların peşine düştü. Niyeti kovalamak değil sadece sevmekti. Uykudan kalktığında kaşlarının çatık halini kazlar görmüş olacak ki yanlış anlayıp kaçtılar kızcağızdan…

Kasımda aşk başkadır denilen şey bu olsa gerek. Kendisine bu imkanları sunan herkese teşekkürü borç biliyordu. Sevdiklerimizin kıymetini onlar hayattayken bilelim ve bunu belli edelim diyerek okkalı biz söz söyleyip oradan ayrıldı…
Tranj ile hasret giderip ayrılacakken bir Amca yoluna çıkarak selam veriyor ‘ trek kaç’ diye? Bu bir alarm mıydı acaba!.. Gerçekten kaçmaya gerek var mıydı? Oysaki adam ‘kaç’ derken modelini sormuştu… Durumun sonradan farkına varan Oranj; ‘trek 6500’ diye cevap verdi.
[i]Dip Notlar :
Derken muhabbet koyulaştı. Ferit Abi Tümay Dersenelerinde Yönetim Kurulu Üyesi aynı zamnda Fizik Öğretmeni. Yani meslektaşım. Kendisi Odtü’den mezunmuş. Oran’da oturduğu için haftanın birkaç günü buraya gelir gezermiş. Bisikletleri kulübelerin oraya bırakıp, yürümüşler her zamanki balık yediğimiz yere… Bana arabasının bagajını gösterdi. Tulum, mat, çadır ne ararsanız var. Aklına esince her an kampa gidebilecek tiplerden…

Bizim kulüpten ve netteki ekibimizden bahsettim. Mutlaka bizlere katılmalarını söyledim. Daha sonra beni arkadaşı Türker Bey ile tanıştırdı. O da Göz Doktoru. Aynı semtte oturdukları için sürekli telefonlaşıp zaman ayarlar buraya gelirlermiş.

Benim gitmem lazım akşama kulüpten arkadaşımız Kenan’ın doğum günü var. Hazırlık yapmamız lazım diyip ayrılmak istedim. Türker Abi gel Allah aşkına biraz otur diyince kıramadım. Çoktan bana da balık ekmek söylemişlerdi. Sabah kahvaltıyı iyi yatığım için çok fazla acıkmamıştım. Gün geçmiyor ki ben Eymir’den balık ekmek yemeden gidiyim…

Ekibin son üyesi Rıfat Bey de iştirak etti. Onunla da tanışıp gezilerimizden bahsettim. Ben bu Amcaları sadece Eymir içinde gezen bir ekip olmaktan çıkarıp, Ankara caddelerinde, ilçelerinde pedallarken görmek istiyorum…

Bu arada tüm ısrarlarıma rağmen para almayarak beni utandıran Ferit Abi’ye çok teşekkür ediyorum balık ekmek için. Araya sürekli laf girdi. Ben de konudan konuya atladığım için unuttum sanırım teşekkür etmeyi… Kesene bereket abicim…
Eymir’den ayrılmayı hiç ama hiç istemiyordum. Hava güzel, muhabbet güzel, kafam güzel, ben güzel.. Her şey güzel de güzel. Ancak akşama başka bir organizasyon vardı. O yüzden sohbete doyum olmaz diyip ekiple tokalaşarak ayrıldım…

Siz şimdi merak ediyorsunuz değil mi Oranj ve Tranja ne olacak diye… Her şey güzel bitmiyor tabi. Her güzel şeyin bir sonu var. Belki de sonunun olması onu o kadar güzel ve özel kılıyordu. Ayrılık vakti gelmişti. Ailenin en küçüğü şımarık Oranj apartmanın üst katlarına doğru yol alırken, Tranj ise boynunu bükerek fakirhanesine dönüyordu. Garaj onu bekliyordu. Bu bekleyiş aşkını daha da kamçılıyor, bir sonraki tur için sabırsızlanıyordu. Oranj ise en yakın zamanda görüşebilmek için dua ediyordu…

[b]Eee ne diyelim. Allah sevenleri ayırmasın.[/b]
Eymir – Mogan – Odtü Gezisi (23.09.2006)
Sabah 8.50 de Rektörlük önündeydim. Kimsenin gelmediğini görünce tek tek milleti aramaya msj atmaya başladım. Ne de olsa sabırsız biriydim. Ayrıca tek başına dikilip, gelenin geçenin dik bakışlarına maruz kalmak da hiç hoş değildi. Benden hemen sonra Murat geldi ve kampüse bi şeyler atıştırmak için gitti. Onun peşinden gelen M.Aspirin suratı ise solgundu. Ne olduğunu sorduğumda ise sabah sabah kaza geçirdiğini söyledi. Taksinin biri onu öyle sıkıştırmış ki bisikleti iki araba arasında kalıp kendisi arabaların üstünden uçmuş. Allahtan bacaktan aldığı bi kaç yara dışında önemli bir şeyi yoktu. Şerefsiz taksici kaçmaya çalışırken başkaları da plakasını almış, diğer arabada peşine düşmüş. Bizim Memo da bu sırada ayağa kalkıp yola düşmüş. Bu kadar aksilik yetmiyormuş gibi bir de lastiği patlamasın mı yolda. Dış lastiği çıkarabilsem hemen yama yapacaktım ama beceremeyeceğim için hemen Muratı aradım. Murat uğraşırken tüh keşke Erhanlar gelseydi dememle Erhan ile Mesut hızır gibi yetişti. Elleriyel bi sağ bi sol anında dış lastiği çıkardı. Ben patlağı bulup zımparaladım, Mesut yapıştırıcı sürdü Erhan yama yaptı derken yola çıkmamız 9.45i buldu. Kızılayda buluşacağımız arkadaşları daha fazla bekletmemek için hemen yola çıktık. Gerek netten gerekse üniversiteden bizlerle ilk defa geziye katılan arkadaşlarla kısaca tanıştıktan sonra 12 kişilik kalabalık bir ekiple pedal çevirmeye başladık. İşte bundan sonraki maceralarımız fotolarla birlikte…
Patlayan lastikleri yamadıktan sonra rektörlük önünden ayrılmamız saat 10u buldu ![]()

Gima önünde bizleri bekleyen arkadaşlarla geç de olsa buluştuk…

Herkes heyecanlı olduğu kadar da meraklı. Nasıl bir gezi olacak acaba! Birbirini tanımayan bir sürü insan…

Yeni gelen arkadaşlarımızın alışması ve biraz dinlenmesi için mola verdik. O sırada yaşlı bi amca elinde bastonla koşarak beni de al diyerek yanımıza geldi.

İşte ekip. Tam tamına 12 kişi… Amcam hala beni de alıyon muuuu diye bağırıyor fotoyu çeken adama ![]()

İlbilgenin gözü kararınca bana çarparak düştü. Hemen gruptan arkadaşlardan çikolata bularak solan yüzüne renk verdik. O sırada yanıma almayı düşündüğüm çikolatayı arabada unuttuğum aklıma gelince resmen hayal kırıklığı yaşadım ![]()

Millet toparlanmaya çalışırken Murat ile Kevs köprü ile poz yakalamaya çalışıyordu.


Aman da aman atların güzelliğine bakın. Yanlarına kadar gittim seviyim diye, ancak ürkek bakışları beni de korkuttu…

Yorulan arkadaşlarımız için su başında tekrar mola verdik.

Ken benim güzel bi fotomu yakalamaya çalışırken Mesut çıkmayım diye elinden geleni yaptı.

Biz show yaparken sere serpe yayılanların keyfine diyecek yok.

Bu grubun adı anca sarı bisiklet olur. Baksanıza hepsinin bi tarafında sarının bir tonu var.

İşte beklenen an. Eymirde her zamanki yerimizde uzun oturuş pozisyonu… ![]()

Her gittiğimizde balık ekmek yememize rağmen hala ne yesek diye düşünüyoruz ![]()

Öncelikle yanımızda getirdiğimiz meyvelerle başlayalım dedik. Ancak bu açlığımızı iyice tetikledi… Bakmayın böyle samimi durduğumuza hain planlarım var… Kolları açıp davetiye çıkaran Muratın tadına bakmaya karar verdim.

Veee olay anını saniye saniye görüntüleyen paparazi Mesutun çektiği fotolar…
1-Isırılacak olan bölge itina ile seçilir ve karşıdaki bi şey yapmıcam diye kandırılır.
2-Kolunda sanki bi şeye bakıyormuş gibi ağızdan akan salyalar fark ettirilmez.


3- Dişler özellikle de sivri olan köpek dişleri iyice ete batılırılır.
4- İzi çıkan yerin fotosu çekilerek tarihe kazınır hahahaha ![]()


Ken, insanlar neden bir birini yer ki şu ölümlü dünyada diye düşünmektedir.

Aspirin aklı hala sabahki kazada nasıl uçtuğundadır. Kaç takla attığını düşünüyor.

Er(h)an sıradaki şarkıyı midesinden çıkacak 7.gurultuya armağan ediyor.

İlk defa bizimle geziye katılan Tuğba ve Aybüke geziden çok mola için mutlular.

Aç insanlar sürüsü ve salyaları…

Huzurlu gözüksek de ortaya gelecek olan patatesleri Bülent ve Erhan’dan nasıl koruyacağımız aklımızı biraz meşgul ediyor. Planlar yapıyoruz… Ha bu arada çantamın ön gözünden unuttum zannettiğim çikolata çıktı sakız ararken… Canavar arkadaşlara kaptırmamak için koca çikolatayı ağzıma kabıyla birlikte nasıl ittiğimi görmeliydiniz. Vallahi küçük dilime değdi ![]()

Buraya kadar ufak tefek damlalar eşliğinde geldik. Ancak hava tekrar bozmaya başlayınca toparlanıp Mogan Gölüne gitmeye karar verdik. Akşam 6ya kadar Eymirde oturamazdık. Kaç kere dedim gelin gölün önünde klasik fotolarımızdan çekelim ama yok gelmediler. Ben de şemsiye borusu üstüne makineyi koyarak kendimi çektim hıııh ![]()

Gün boyu inşallah sağnağa yakalanmayız diyerek bulutlardan kaçtık kaçtık ancak bizi Moganda yakaladı. Brandaların altına sığındık. Çaylarımızı yudumlarken, göl üzerindeki dalgalanmaları izliyorduk. İşte şimdi keyfime keyif katmış, mutluluktan uçmuştum.

Bütün ekip bu konuda hem fikirdi.

Bazıları manzarayı izlemeyi, bazıları dinlenmeyi bazıları ise sohbet etmeyi seçmişti.

Aman Allahım o da ne! Güneş mi çıktı yoksa…

Yüz ifadeleri anında değişti. Hem yağmur durup yola çıkacağımıza hem de güneşi gördüğümüze seviniyoruz.

Yola çıkma zamanı geldi. Hadi bakem bisikletleri özgürlüğüne kavuşturalım.
Mogandan sonra hedefimiz Konya Yolu üzerindeki Hacıbaba. Ordan da bize katılacak olan Emre ile Akif Abiyi alıp Odtüye doğru ilerlicez…

Hava iyice soğumaya başladı. Titrek mandalar gibiyiz. Grubun yarısı bizden ayrılarak döndü. Bizler ise Odtüye gitmeye kararlıydık. Kampusü biraz dolandıktan sonra açlık hissetmeye başladık. Yeni gelen üyeleri yokuşlarda iteklemek zorunda kalan Ken ile Bülo iyice yorulmuştu. Bisikletleri bir yere bağladıktan sonra çarşıya girdik. Tek dileğim sıcak bir çorbaydı. Bülo ile Ken niyeti çoktan bozmuş iskender mi yesek acaba diye düşünüyordu. Ulaş ise her sorduğumuzda fark etmez diyordu.
Biz sıcak çayımızı yudumlarken Akif Abi, Murat ve Emre gezmeye devam etti. Konsere kalmaktan vazgeçtik. Sabahdan beri yollardaydık. Konya yolundan Sabancı Yurduna kadar geldik. En son Emre ile Murat da bizden ayrılınca Bülo, Ken ve ben Güdaka gittik. Bir kez daha arabayla geldiğimine sevindim. Bisiklet bagajı getirdiğime ve 3 bisiklet aldığına ise bizimkiler benden de çok sevindi. O yorgunlukla eve gitmeyi gözleri yememişti. Bisikletleri yükledikten sonra aynı yerde oturan Ken ve Büloyu semtlerine bıraktıktan sonra tuttum evimin yolunu.
Eve geldiğimde çamurlu yüzüm gözümden fark edilen tek şey, her tur dönüşü görülen suratıma yerleşmiş olan aptal gülümsemeydi. Evet aynen öyle. Yoruldukça açılan, açıldıkça mutlu olan biriydim. Bu havada yağmur çamur demeden pedal basan arızalı arkadaşlara sahip olduğum için de ayrıca mutluydum.