Muğla Ziyaretimiz-3.Gün (20.05.2007)
Hem en güzel hem de en hüzünlü günüdü Pazar bizim için.
Hava güzel, parkur güzel, bizler güzel o dolayısıyla gezi güzel.
Ancak bugünün turumuzun son günü olması nedeniyle hafif bir burukluk vardı içimizde.
Sabah erkenden belirtilen saatte aşağıda buluştuk. Daha önce Evrim ile Ozan arkadaşlarımızın gittiği Azmak Nehri üzerinde yer alan kahvaltı mekanına gidiyoruz heyecanla biz de aynı kahvaltıdan yapacağız diye.

Bisikletleri park edip hemen masamıza kuruluyoruz.


Herkes aman ha fazla yemeyin diye birbirini uyarıyor. Can Abi bakın o rampalar çok tok çıkılmaz diyor. Ama sofra o kadar cazip geliyor ki gözümüz dönmüş durumda. Ne yiyeceğimizi şaşırıyoruz. Kaç tane çay içtim bilmiyorum. Mide aldı başını gidiyor.

İsmail Abi ile dönüşte konuştuğumuzda gelin muhabbet edelim şurada deseler bütün gün oturabilirim. Hiç tur havamda değilim diyor. Dünden kalan sele ağrıları ve havanın kapalı olması buna etken sanırım hehehe…

Mekanın güzelliğine bir bakar mısınız!



Son hazırlıklarımızı yapmak üzere aparta dönüyoruz. Fırat Abi’nin şeker kızı Zeynep Badem ile yan yana. Pardon yeni adı Kiraz, önceden de çilekmiş. Sevdiği meyvelere göre sürekli köpeğin adı değişiyormuş, anlayın işte hehehe…

Hava bir açıyor bir kapıyor. İnşallah yağmura yakalanmayız, hava açar diyip basıyoruz pedallara.


İşte size muhteşem MTB parkurları. Korkmayız yutarız yolları…



Kolay gelsin dayı diyip yolumuza devam ediyoruz.

İlknur Abla manzarayı çekiyor, sevgili eşi Ender Abi de biricik eşini. Ben de arada kaynamışım işte hahahaha…


Elimizi yüzümüzü yıkayıp, sulukları dolduruyoruz.

Yaşasın bayan dayanışması.

Fazla vakit kaybetmeyelim, haydi bakalım diye uyarıyı alıyoruz Can Abi’den.

Biz sulanırken atlarımız da şurada otlanadursun.

Ah ahhh cennet memleketimin eşsiz koyları…

Ekibin toplanmasını bekliyoruz foto çekmek için.

Ve işte ekip,

Muğla Ekibi asla arkada kimseyi bırakmıyor. Arada artçı ve öncüler değişse de koordinasyon süper…

Bizimle ilk defa uzun tura çıkan Öznur’u tebrik ediyorum. Elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı. Hadi kızım hadi bas bas bas az kaldı… Hep böyle kandırdılar kızcağızı

Muhabbet ederek gitmek de bir başka canıııım.

Nihayet Akbük’e varıyoruz.

Muhteşem bir denizi var.

Yemek yiyeceğimiz mekan seçildi. Hedefimiz gözleme ayran ama önce biraz serinleyelim…


Hoppaaaa cumburlop gulu gulu diyerek atladım serin sulara. Muhteşem temiz ve ılık. Hadi Kevs açıl biraz. İşte özgürlük bu…

Ve işte mutlu anlardan biri daha… Aslında önemli olan soframızda nelerin olduğu değil kimlerin oturduğu. Orada kuru soğan ekmek de olsa aynı hazzı alırdık…

Bardakları toplayıp stres atan İsmail Abi’ye soruyoruz hep böyle toplar mısın diye? Canım isterse yaparım diyor. E peki bu can sık sık ister mi? Hayır diye cevap verince aradığımız cevabı bulamayarak dönüyoruz başka tarafa hahaha…

Hayır hayır hayır gitmek istemiyorum. Çıkmak istemiyorum denizden bana ne, ben yüzüyüm desem de ah ahhh işte büyüklerin ve kalabalığın sözü geçer. Akşam olmadan aparta dönmek zorundayız. Ender Abi’ler olsun biz olsun yolcuyuz hepimiz. Bir daha ki sefere tatil amaçlı geliriz inşallah diyerek duşun yolunu tutuyorum.
15 dklık bekleyişten sonra hemen yola çıkıyoruz… Tandemin lastiği patladı. Maşallah ağabeylerimin elleri pek bi hızlı. Anında yapıp devam ediyoruz…

Öznur yeter artık ben gelemeyeceğim, pilim bitti diyince yolda şans eseri bir araç görüyoruz. Diyoruz durum budur. Arkadaşı Akyaka’ya kadar bırakır mısınız? Kadın da tam oraya gidecekmiş oh be diyoruz… Öznur’un yüzündeki mutluluğa hele bi bakın…

Hadi onu anladık da fırsatçı Fırat Abi’ye ne demeli. Neymiş efendim aparta müşteri gelmiş peeeeeh. Biz de yedik hehehehehe.

Yolları biraz daha düzelmiş buluyoruz dönüşte.

Biz tozumuzdan arınmak için duşa girdiğimiz esnada sağolsunlar bisikletlerimizi yıkamışlar. Nasıl da parlıyorlar aslanlarım benim…

Atlan Abi’nin şeker oğlu Arın. Odadan çıktım Arın’ı görünce amanın burada şeker bi şey varmış diye üzerine gittim. Baktım çocuk gülerek kaçıyor yerim seni ben şeker şey diyince bağırmaya başladı. Şakayla başlayan olayın sonunda ağlamaya başlayınca olaya anlam veremedim. Alla alla çocuklar beni sever anlayamadım diyince anlattılar. Meğerse bizim ocuk manyağı Gökhan benden önce çocuğu yakalamış ve gerçekten yerim diyip ısırmış. Ben de üzerine gelip öyle diyince çocuğun korkması çok doğal tabi. Şirin şey maşallah maşallah. Büyüsün de babası onu da babası bisikletçi yapsın…
Muhteşem bir günün daha sonuna geldik. Bize böyle bir güzel günü yaşatan, tura katılan herkese teşekkürler… Unutamayacağımız bir gün oldu bizler için. İnşallah bundan sonra da devamı gelir. Sağlıcakla kalınız…
[u]Teşekkürlerim…[/u]
Fırat Abi’ye ilk gün bizi karşılamaya geldiği ve 3 gün boyunca bizimle yakından ilgilendiği için. Çekinmeden annesinin evine götürüp sıcak kanlı insanlarla bir arada muhteşem bir kahvaltıyla bizi ağırladıkları için. Bisikletlerimizi çekinmeden arabasına bağlayıp, merkeze kadar götürdüğü için. Apartta rahat etmemiz için elinden geleni yaptığı için… (Sıcak su konusunda hiçbir suçu yoktur. Güneş açmadı adam ne yapsın hııh.)
Heves Abla’ya samimiyeti ve tüm yardımları için…
Can Abi’ye sakinliği, insan huzur veren dinginliği, liderliği, samimiyeti, güzel muhabbetleri, mangal patisindeki emekleri için…
Dilek Hanım’a keyfoturağını bizlere ayırttığı ve muhteşem bir kahvaltı yaptırdığı için… Misafirsiniz diyip yemeği ısmarladıkları için…
Atlan Abi ve İsmail Abi’ye, son gün Muğla merkeze dönmemiz gerekirken o yokuşu nasıl çıkıcaz, otobüs bisikletleri alır mı acaba diye düşünürken arabalarına zar zor sığdırarak bizlere yardımcı oldukları, bizimle birlikte turlara katıldıkları ve hoş muhabbetleri için…
Ümit’e Denizli’den kocaman yüreğiyle aramıza katıldığı için…
Ender Abi ve İlknur Abla’ya tandemleriyle gönüllere taht kurdukları ve Antalya’dan kalkıp geldikleri ve turunç reçeli için…
Gökhan’a İstanbul’dan aramıza katıldığı ve hayatındaki 4. turun 3ünü Ankara ekibiyle birlikte geçirdiği için… (Turunç reçelini sende unutmuşuz en çok da o koydu zaten. İnsna bi lokma alın da gidin bari aklınız kalmasın diye hatırlatır di mi hıııh. Çok hain planlarım var sana karşı hııh)
Aytuğ’a (Gökhan’ın arkadaşı) son gün bizi evinde ağırladığı ve bebekler gibi uyumam için rahat bir oda verdiği ve ertesi gün Marmaris’de tekne turuna bizi görütdüğü için…
Mesut ve Öznur’a Ankara’dan gelip beni yalnız bırakmadıkları, yol boyunca nazımı cazımı çektikleri için…
Ayrıca Mustafa Abi, Bülent Abi, Kürşat Abi, Adnan Abi, Serhat, Altan Abi, Birsen Abla’ya ve bisikletsiz de olsa Denizli’den kalkıp aramıza katılan Nihat ve Nur’a teşekkürlerimi sunuyorum.
Unuttuğumuz birileri varsa affola.
Sizlerle tanıştığıma ne kadar memnun olduğumu anlatamam… Bisiklet camiasından yeni dostlar kazanmak çok güzel. Sizleri de bir gün mutlaka Ankara’ya bekleriz. İnşallah başka zaman yollarımız yine kesişecek. Bu güzel dostlukların devam etmesi dileğiyle hepiniz sağlıcakla kalın.
Bir sonraki organizasyona kadar Allah’a ısmarladık.
Muğla Ziyaretimiz-2.Gün (19.05.2007)
Sabah 8’de yola çıkmak üzere dün gecenden anlaşmıştık. Ancak bisikletleri taşıyıcıya yüklerken sorun yaşadığımız için zaman biraz sarktı.

İstikamet Muğla merkez.

Merkezde 19 Mayıs kutlamalarına şahit oluyoruz.

Muğla Ekibi yavaş yavaş tamamlanıyor. Hatıra birkaç foto aldıktan sonra dün toprak yolda tamamen yağı giden zincirlerimiz için bisikletçinin yolunu tutuyoruz.




Bu olayı Ankara’da ve tüm şehirlerde görmek istiyoruz… Tabi güzel sonuçlarını da!

İlk başta bana bahsettiklerinde adını duymam yetti, tamam gidiyoruz dediğim mekan. Hakikaten de adı kadar güzel bir yermiş… Benim gibi keyifçi biri için eşsiz…

Gördüğü çocuğu affetmeyen, canavar Gökhan yine bir kurban bulmuş. Isırmaya ve öpmeye çalışıyor. Ay çocuk manyağı. Kadın olsa şimdiye 10 tane doğurmuştu benden söylemesi…

Muhteşem kahvaltı fotolarımız…


Hangisinden yesem acaba diye düşündüğüm an!

Heves Abla ve kızı,

Yola çıkma vakti gelmiştir. Ama nasıl? O kadar çok yemişiz ki, kimsenin kalkmaya niyeti yok. Bıraksalar akşama kadar çimlerde yatabiliriz, ehhe…

Lastiği patlayan Mesut ve yanındaki Gökhan’a pedalındaki arıza giderilerek onlara yetişen Ender Abi’ler de katılınca onları beklediğimiz benzinliğe geliyorlar. Gökhan yat bak sırtına basıyım nasıl rahatlıcaksın diyorum. Elerimle omuriliğe yaklaşmadan yanlara basınca çatır çutur sesler geliyor. Yüzündeki ifadeye bakarsanız mutluluğunu anlarsınız.

Yolda başımıza gelen aksiliklerden dolayı geç kaldığımız için planda değişiklik yapıyoruz. Sakar’ı geçmek yerine başka rotayı kullanıyoruz. Yeni plan akşama apartta mangal partisi vermek. Ondan önce de Çınar’a gidip biraz yüzmek…
Öncü olan Can Abi’yi geçmeden frenlerimizi sıkarak güvenli bir şekilde tehlikeli yollardan aşağı iniyoruz…


Manzaranın tadına varmak için çekiyoruz demir atlarımızı sağda bir kenara…


Her ne kadar silahlarımızı çekecek gibi dursak da biz dostuz. Hem de çok iyi bisiklet dostları!

Ayağının izini üzerime çıkaran Mesut’a dalarken!




Muhteşem tandemciler Ender Abi ve eşi İlknur Abla’nın en çok beğendiğim pozu. Ender Abi sen daha çok eğileceksin o hanımefendi önünde. Tandem 3 pedal kaldığında kimin performansıyla bisikletin gittiğini hepimiz çok iyi gördük peeeeeeeh… (Tabi ki takılıyorum. Her ikisi de çok iyi. Rampalarda çoğu kişiye taş çıkardılar hem de tandemle.)

Kalabalığı gösterircesine mi öyle durdum yoksa yine şuurumu mu yitirdim bilmiyorum haha.

70 yıl kadar önce okaliptüs ağaçlarını dikmiş devlet bataklığı kurutmak adına. Ben hayatımda böyle güzel bir yolda ne yürüdüm ne bisiklet sürdüm. Gerçekten muhteşem. Can Abi bizi bu yola soktuğun için çok teşekkürler…



Kral mezarları;

Azmak Nehri;

Akyaka’ya döndük. Başladığımız noktadayız şu an!

Deniz’e gireceğimiz mekan!

Biz üzerimizi değiştirmeye giderken kalanlar etrafı geziyor.


Bu kadar kişiye üşenmeden mangal partisi veren ve emek sarf eden Can ve Fırat Abi’ye sonsuz teşekkürler…

Herkesin muhabbete daldığı an. Başkalarını bilemicem ama ben adli tıpta doktor olan Bülent Abi ile kadavralar hakkında konuşuyorum. Sofra da pek iç acıcı değil ama işte merak naparsınız.

Öznur ile ikimiz biz de bulaşıkları yıkayalım diye çıktık yukarı. Uzun süren uğraşlardan sonra azıcık dinleniyim, sonra aşağıdaki muhabbete katılırım derken balkonda uyuyakalmışım. Yahu bir Allah’ın kulu da dememiş ki yazık kızcağıza hava da rüzgarlı üşür orda diye. Öyle donmuşum. Mesut az daha oyalansaydı Muğla merkeze al dik bu kalıbı heykel diye peeeeeh.. hıhhh…
Yatağıma geçtiğimde anında uyumuşum. Nasıl tavır aldıysam artık sabah olduğunda Gökhan sen çok ukala uyuyorsun suratın hıııh yapar gibiydi gece dedi. Bir de bir birlerine gösterip dalga geçmişler. Tekrardan hıııh yapıyorum buradan hepsine…
Bugün hayatımın en güzel turlarından birine şahit oldum. Ekip çok güzel. Bir çok şehirden katılımcı var. Kültür düzeyleri, yaşlar, meslekler, zevklerimiz her şeyimiz çok farklı. Ancak bir tek ortak noktamız var. O da bisiklet. İşte bu kadar insanı bir arada toplayan bu demir atı icat eden kişiye şükranlarımı sunuyorum bizlere farklı farklı şehirlerde ve şehirlerden onlarca dost kazandırdığı için…
Katılan herkese sonsuz teşekkürler.
Muğla Ziyaretimiz-1.Gün (18.05.2007)
Merhaba Pedalcılar,
Bir gezimize daha noktayı koymuş olduk.
Eskişehir, Yozgat, Konya, Antalya, Kayseri, İstanbul derken şimdi de Muğla’daki değerli bisikletçilerle tanışma fırsatını bulduğumuz için çok mutluyum!
Şimdi gelelim gün gün yaşadıklarımızı anlatmaya.
Cuma sabahı uzunluğundan dolayı katlanamadığım yolculuk sonunda bitti. Yolculuk boyunca kafamı taşıyan Öznur’a ve bacaklarımı taşıyan Mesut’a teşekkürlerimi sunarım. O yol nasıl biterdi başka türlü bilemiyorum… Otogara gelir gelmez Fırat Abi’yi aradım. Bir gün öncesinde yoğunluktan dolayı tam olarak haberleşemediğim için muallakta kalan şeyler vardı. Abi sen bizi almaya gelecek misin, yoksa biz Akyaka’ya geçelim mi diye telefon açtım. Ben zaten Muğla merkezdeyim 10dk.’ya oradayım diyince hollleeeey diyesimiz geldi.
Kendisi sabahın köründe bizi annesinin evine götürdü. Tuna Teyzem pek de sempatik. Yaptığı mükemmel portakallı keki yerken çaylarımızı yudumluyor ve güzel muhabbetlere dalıyoruz. Ev halkı yavaş yavaş yatağından kalkarken, acaba rahatsızlık mı verdik, ay biraz az bağırıyım diye sesimi kısmaya çalışıyorum. Haaa ne kadar başarılı olabildiğim tartışılır tabi o heyecanla.
Gelin bakalım bugün ben sizi bir yorayım diyip Fırat Abi izleyeceğimiz rotayı anlatıyor. Oraları pek bilmediğim ve önümde harita olmadığı için pek canlandıramıyorum gözümde. Bagajlarımızı çözüp arabasına atıyoruz, eşinin (Heves Abla) sonradan getireceğini öğrenince. Bunun ne derece hayati olduğunu sonradan anlayacağız.
Can Abi ile konuştuktan sonra düşüyoruz Muğla Üniversitesi yoluna. Kendisi çok sakin, sempatik biri. Onun yanında da çaylarımızı içip yollara düşüyoruz. Yanımızda fotoğraf makinesı olmadığı için size yolları betimlemek istiyorum. Yemyeşil dağların arasında, araçtan arındırılmış bir yol düşünün. Bisiklet yolda akıyor ve siz şarkılar mırıldanıyorsunuz. E tabi bunların hepsi 1200’lere tırmanmadan, toprak yollarda beyin sarsıntısı geçirircesine tangır tungur inmeden önce hahahaha… Kan şekerimizin dengeye gelmesi için Fırat Abi çantasındna müslileri çıkarıyor, ben de ha haaa diyerek fındıklı çikolatayı. Yiyip içip başlıyoruz rampaları tırmanmaya. Her ne kadar sakatlığımdan dizim zorlansa da yürü be Kevs kim tutar seni diyip basıyorum pedala… Mesut Öznur’u iteklemek zorunda kalınca, iş başa düştü tabi…Benim adım Thomas, bana rampa neyim komas diye değiştiriyorum meşhur lafı kendimi gaza getirmek için…
Yaklaşık 10km.lik yoldan aşağı salıyoruz bisikletleri. Toprak değil, çakıllı hiç değil. Koca koca taşların olduğu yollardan iniyoruz. En son ayarda olmasına rağmen kask sallanıyor. Sallandıkça gözlüğe çarpıyor, gözlük de burnuma. Amaaan yemişim tozunu toprağını diyerek çıkarıyorum sonunda gözlüğü… Kollarımın titremesinden uyuşma ve kaşıntı başlıyor. Yarı yola geldiğimizde Fırat Abi durun size muhteşem bir manzara göstericem diyip bizi içerilere çekiyor. Abi böbreği, dalağı almıcaksın değil mi tenhada kıstırıp diyip takip etmeye başlıyoruz. Manzara muhteşem. Denizin maviliği ile dağların yeşilliği birbirine karışmış…
Cep telden bi kaç foto alıp tekrar inişe geçiyoruz. Sarsıntıdan sesi titreyerek Öznur geliyor arkamdan şarkı söyleyerek;
Orada bir kadın vaaaaaaar,
Kadının içi dap daaaaaaar,
Beyni başı patlaaaaaaar,
Kendimden geçer oldum… hahahaha
Güneşin altında kavrulduktan sonra nihayet Akyaka’ya varıyoruz. Hadi yorgunluğumuzu atalım, denize girelim diyip hazırlanıp iniyoruz sahile.

Acıktığımızı fark edince oturuyoruz bir gözlemeciye. Siparişleri vermiş beklerken, bir adam dikatimi çekiyor. Allah Allah ‘Şu adam Ender Abi’ye ne kadar benziyor.’ İlknur Abla’yı fark ettikten sonra aaa Ender Abi’ler gelmiş diyip el sallıyoruz… Yol muhabbetleri eşliğinde yemeğimizi yedikten sonra ne kadar soğuk olabilir ki diyip denize giriyoruz. Amanın o da nesi! Hava kapanalı çok olmuş anlaşılan. Deniz buz gibi. Hepimiz titreyerek hadi biraz daha gidelim, yüzelim çıkalım diyoruz ama deniz çok sığ dizimizi geçene kadar bile çok zaman geçiyor…

Voleybol oynayalım diye bakınıp duruyorum etrafa. Tam bir genç gurup görüyorum, bizimkileri ikna ediyorum. Biz gidene kadar ekip dağılıyor, top da gidiyor. Başka bir ekip buluyorum. İstanbul’dan Gökhan ve arkadaşı Aytuğ’un gözü çocukları tutmayınca gidip biz de bir top alıyoruz. E hadi o zaman karşıma iyi birisi geçsin de smaç çakalım diyorum. Kumsal çok ıslak, dolayısıyla sertleşmiş, beton etkisi yapıyor. Saf gibi niye sandaletimi giymediysem, ayaklarımın altı hala acıyor, sertleşmiş. Hani gitar çalmaya yeni başladığınızda parmak uçlarınızda değişik bir acı oluşur, sertleşir ya hah işte aynen öyle…

Fırat Abilerde yorgunluk çayımızı içtikten sonra sahilde balık ekmek yapan teknelere gidip karnımızı bir güzelce doyuruyoruzç
Bu günlük bu kadar. Bakalım yarın neler yapacağız diyip yorgun kalıplarımızı dinlendirmek üzere odalarımıza çekiliyoruz.