Sultanların Atı Demirden Olsa Dört Nala Gidemezdi (27.12.2007)
Eveeeeet Pedalcılar,
Bir turla daha karşınızdayım. Bu sefer sizinle Sultanahmet Meydanı’nı keşfedicez.
Ayasofya’nın tatlı pembeliğini, Sultanahmet Camii’nin heybetli görüntüsünü ve Dikilitaş’a şahitlik edicez.
Sultanların demir atı olsaydı dört nala değil pedal pedala gezerdi.
Sultanlar Diyarı İstanbul!
Çıktım Ataköy’den yola
Dedim Kevser yolun açık ola.

Deniz bazen durgun bazen dalgalı,
Demir atım da pek havalı.

Merakla beklerim yolunu,
Amma gözümden çek gidonu.

Ey sevgili alır başını gidersin,
Söyle! Benden ne dilersin?

Bak bakalım yakışmıyor muyuz yan yana,
Dünya bir yana sen bir yana.

Kara kedi uğursuzluk derler, inanma,
Boş sözlere kulak asıp da canını sıkma.

Hiç gördün mü böyle hisar,
Burayı almaları biraz sıkar!

Haniymiş kucak kucak,
Öyle bakarsan söner bu ocak.

Güneşli sıcak havayı çektim içime,
İzledim yansımanı sindire sindire.

Sevgin denizler kadar engin,
Ben de dünyandaki tek rengim.

Heyt be amca salla oltanı denize,
İyi çek kendine, haydi rastgele.

Sabrettin diye nasibin geldi eline,
Kıymet bilmezsen döner geri denize.

Bak bu Yeni Camii,
Malum dünya fanii.

İnsanlar gelip geçiyor koştur koştur,
Öteki dünya için kalıcı bir şey oluştur.

Hey gidi Ayasofya nelere tanık oldun o zaman,
Nereye ait hissettin kendini bunca zaman?

İstanbul’a renk verensin,
Bekle ki birileri değer versin.

Ya sen Mavi Çinili koca Sultanahmet,
Bir kusurumuz olduysa ne olur affet.

Ne Sultanlar ne liderler gördün bu hayatta,
Sedefkar Mehmet Ağa yaptı da yıkılmadın hala.

Oturup ikinizin arasında,
Huzur bulurum her defasında.

Selvi boylu Dikilitaşsın,
Yazıtların kadar anlaşılansın.

Hayatıma anlam katan ey gizemli, güzel İstanbul,
Umalım ki bundan sonra kısmetin layıkın olur.

Bırakın diğer şehirleri yıllardır İstanbul’da yaşayıp da hala buraları görmemiş olanlar var içimizde. Orta çağın kapanıp yeni çağın açılmasına neden olan öyle bir kent ki uğruna dökülen kanlarla her sokağında yazılan tarihi görülmeye değer. Lütfen tarihimize değer verelim. Gezip, görüp onları anlamaya çalışalım. Kim bilir ne dertleri var, yalandan da olsa bir sorun kendilerine! Maksat gönül almak değil mi. Topkapı Saray’ından tutun Dolmabahçe’ye, Kız Kulesi’nden tutun Sultanahmet`e.Ama mutlaka bir ucundan da siz tutun tarih kokulu canım İstanbul’un.
Ben Bir Ceviz Ağacıyım Gülhane Parkı’nda (08.12.2007)
Ben Bir Ceviz Ağacıyım Gülhane Parkı’nda!
Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda,

Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.

Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda. [size=75](Aşık Veysel de yanımda.)[/size]

Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.

Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,

Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.

Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.

Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul’a.

Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.

Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul’u.

Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

İstanbul’da Macera Yarışı (02.11.2007)
Selam Pedalcılar!
Aksiyon dolu bir haftasonundan sonra nihayet yeniden beraberiz.
Netten uzak kaldığım şu bir haftalık dönemde msn listemdeki herkes kendini engellediğimi düşünmüş hahahahah. .heh .heh
Neyse konumuza dönelim. Nasıl geçti Macera Yarışı?
Esas macerayı biz bir gün önce kamp alanını ve yarışın yapılacağı yeri bulmaya çalışırken yaşadık diyebilirim. Cumartesi günü İstanbul’da bizi ilk karşılana yağmur oldu. Sağ olsun uzun süre de yanımızdan ayrılmadı…
Önce yarışın yapılacağı Belgrad Ormanı’na gittik sonra yanlış yerde olduğumuzu anlayınca biraz daha geri döndük ve Fatih Çeşmesi denen yeri bulmak için harekete geçtik…
Amma ve lakin kararan hava, ormandan gelen sesler, ıslak ve kaygan zemin, bagajların ağırlıyla rampa çıkma ve kamp alanına acaba bugün ulaşabilir miyiz korkusu bize zaten yeterince macera yaşattı…
Sıcacık şöm,ine karşısında yemeğimizi yiyince gece hep öyle konforlu geçecekmiş gibi geliyor insana. Bir gün öncesinden kamplı gelen bir tek biz vardık. Çadırımızı bize gösterilen çardak gibi yere açtık, yorgunluğu atmak ve yarın için zinde kalkmak için erkenden yattık. Bırakın uyumayı düzgün yatamıyorduk bile. Sürekli ‘Kevser nasıl üşürsün bi de kaz tüyü tulumun, ya ben napıyım. Bak üşüyor muyum?’ diye dalga geçen Halim alınan rivayetlere göre sabaha karşı bere takıp çorap giymiş hahahaha.
Yediğimiz içtiğimiz ne varsa enerji veren hepsi vücutları ısıtmaya gitti tabi biz sabah ölü gibi kalktık. İyi donup kalmadık oralarda heykel gibi…
Ve işte nihayet Pazar sabahı. Çadırdan kafamızı kaldırıp bakıyoruz. Amanın bi de ne görelim herkes gelmiş. Dışarıda acayip bir kalabalık var. Enerji alalım hemen diyip kalkıp kahvaltıya gidiyoruz. İlk defa bu kadar çok katılım olmuş. 52 takımdan toplam 104 kişi yarıştı farklı etaplarda…
Sürekli koşturmaca halinde olduğumuz için fazla foto çekemedim. Ancak yarış esnasında fotoğrafçıların çektiği bi kaç fotoyu sizlerle paylaşıp atmosferi yaşattıktan sonra kendi fotolarıma geçiyim…

Millet kalemi, haritayı eline almış koordinatları bulurken biz hala eşyalarımızı toplucaz diye uğraşıyoruz…

Herkes hazırlık aşamasında,

Stat’a 5 kala,

Ve işte ilk hedefe doğru pedal basıyoruz.

Toplamda 11 adet bisikletle bulmamız gereken hedef var. Bunun için verilen süre 5 saat. Ancak 15.00′dan önce gitmeliyiz ki diğer aktivitelerin süresi geçmesin ve onlara da katılalım.
İp geçisi, kaya inişi gibi diğer aktiviteler. Biz bunları ve ppuanlarını kaçırıyoruz patlayan lastik yüzünden…


Orman çok güzel. Dişli lastik takmadığım için lastikler inanılmaz kayıyor ıslak yaprakların altında eriyen çamurdan. Bi kaç kere düşüyorum çamurun içine ama sorun değil. Maceraya geldik canıııım…

Bisikletle oryantiringden sonra koşu parkuru başlıyor. Bunda da bir o kadar hedefe ulaşmanız gerekiyor…

Neyse ki zeka oyunlarında iyiyiz. Tangram da iki adet şekil yaparak 20 puanı kapıyoruz. (Sudoku çözmeye yetişemediğimi de belirtiyim.)

Ve işte kano parkuru. Hedeflerden biri suyun içinde. Oraya kadar gidip elimizdeki kağıtlara zımba basmamız gerekiyor…

Esas macerayı demir parmaklıklarla çevrilmiş barajın etrafından dolanıp 2,5 metrelik duvarlardan atlayıp demir kapıları aşmaya çalışırken yaşadık bir kaç ekip hahaha. Yanlış taraftan girmişiz, dedik geri dönsek çok zaman kaybederiz, karşı tarafa geçmemiz de gerekiyor. Ah keşke orada foto çekseydik ahhh ahhh…
Ve işte sonuçlar toplanıyor tek tek. Ekiplerin geldiği süre kaydediliyor…

Bizim gibi orta parkurda katılan mix grubun dereceleri,

Önemli olan böyle bir yarışa katılmak, güzel bir haftasonu geçirmekti. Gülün bakalım objektife ehhe.

İlk defa böyle bir yarışa katıldık. Sonuçlar kötü olsa da bizim için çok eğlenceli bir gündü. Bir dahaki sefere antrenmanlı gidelim Ankara ekibi olarak hep birlikte. Ödülleri toplayıp gelelim tamam mı hehehehe… .bike
Bendeki fotolar,







İstanbul’dan Mert ve ekibi de bizleri görmek için o kadar pedal çevirdiler sağ olsunlar…

İniş çok eğlenceliydi örümcek gibi hissediyor insna kendini hehe .heh

Hemen bi kaç foto alalım biz yarışa devam edicez koşmamız lazım diyoruz…

Bu yüzden de güzelce muhabbete fırsat olmuyor.

İnşallah başka sefere diyip kucaklaşıp ayrılıyoruz…

Nasıl oldu da böyle ıslanmayı becerdin Halim anlamadım. Show mu yapıyorsun ne hehehe .hah .hah


‘
Üşüdüm artık hava da iyice karardı hadi kamp alanına dönelim lütfen’ bakışı…
.;

Şimdiii ne tarafa gidicez acaba…

[b]Ve işteeeee yarışın en güzel fotosu. Gönüllerin birincisi Turunçgiller… Alkışları görüyüm efeeem alkışları hehehehe…[/b] .ok

Yarıştan sonra bizi çamurumuzla dünya eşyamızla ve bisikletlerimizle birlikte Beşiktaş’a bırakan Gürsel Abi’ye çok teşekkürler. Umarım başka organizasyonlarda tekrar karşılaşırız ve muhabbet ederiz. Malum bu tür ortamlarda muhabbete pek fırsat olmuyor koşturmacadan…
İstanbul Ekibiyle Büyükada Turu (25.03.2007)
Sevgili Bisikletseverler!
Şimdiye kadar defalarca geldiğim İstanbul’da bir türlü gitmek nasip olmayan Büyükada’ya gitme mutluluğunu bana yaşattığınız ve bu güzel günde bisikletli yada bisikletsiz bana eşlik ettiğiniz için hepinize teşekkür ederim. Teşekkür kısmını genelde sona bırakırdım ancak bu sefer böyle bir giriş yapayım dedim…
Saatlerin bir saat ileri alınmasıyla sabah etraf karanlık. Nasıl olsa hava güzel olur diye İstanbul’a cıbıl gelen Kevser’in donmayım diye bir o tarafa bir bu tarafa gittiği zamanlar. Atrium’un önünde Niko’yu bankta oturup beklerken o da beni otoparkta bekliyormuş. Anlayacağınız boşuna dondurduk kalıbı hahahah…

Niko’nun sakatlığı henüz geçmediği için bu tura katılamıyor. Ama sağ olsun Kabataş’a kadar gelip ekiple selamlaşıyor.
(Niko’cum sabahın köründe üşenmeden beni gelip aldığın ve koca İstanbul’da iskeleye kadar bıraktığın için teşekkür ederim. Tanıştığımıza memnun oldum. İnşallah bir dahaki sefere birlikte pedallıcaz…)

İstanbul’a gelip de tarihi yapı göstermeden olmaz…

Havanın kapalı olması bizi biraz tedirgin ediyor. Bu yüzden üst üste iki mont giymek zorunda kaldım…

Yaşasın iki bayan ortalığı talan edicez derken turu organize eden Banu’nun rahatsızlığı nedeniyle bizlere katılamaması büyük talihsizlik oldu. Banu gitmeden bir hatıra fotosu alalım dedik. Yüzünden de anlaşıldığı üzere cidden iyi değil. Banucum büyük geçmiş olsun. Canım kendine dikkat et. (Ayrıca bisikletini esirgemediğin ve güvenip bana emanet ettiğin için teşekkür ederim.)
Serdar – Banu – Ben

İki turuncu bir arada. Kevserseri ile Başparmak Mert…

Martılar sarmış dört bir yanımızı…

Ve işte bisikletlerimiz!

Millet ellerindeki poğaçalarla onları beslemeye kalkınca adaya kadar bize eşlik ediyorlar…

Şunların şirinliğine bir bakın!

Göksel –Ben – Mert (Yahu Göksel siz nereye kayboldunuz hemen. Ben gittiğinizi bile anlamadım. Vedalaşmaya bile fırsat olmadı.)

Yine tek bayan ben kaldım. Ama bir fark var. Bunlar İstanbul’un Beyleri ehhe…

İşleri olduğu halde kısa süreliğine de olsa geziye katılan herkese teşekkürler. (İsimlerle yüzleri henüz bağdaştıramıyorum kusura bakmayın…)


Haydi adanın tanımını yapalım. Dört tarafı denizlerle çevrili kara parçası. Aynen öyle. Dön dön deniz dön deniz hahaha süper bişi. Yeşil ve mavi bir arada. Bayıldım ben bu parkura…


Avrupa’nın açtırmaya çalıştığı meşhur Ruhban Okulu diye biliyordum ancak sonradan öğrendim ki Rum Yetimhanesiymiş bu ahşap yapı. .utan (Hadi oraya da tırmanalım dediğim de seni İstanbul’a alalım diyenler yok vazgeçtik sen Ankara’da kal en iyisi demesinler mi hahahah…)

Ekibin tamamlanmasını beklerken durduğumuz yerde durun durun kıpraşmayın diye bağırıp foto çekmeye çalışıyorum.



En güzel gözlü hayvan nedir? Tabi ki eşek!

Aya Yorgi’yi durmaksızın tırmandıktan sonra hararetimi atmaya çalıştığım bank. Zor kendime geldim… En son suuuuu diye böğürdüğümü hatırlıyorum…

Temiz hava, bol oksijen, deniz ve ağaç. Başka ne ister insan!

Ne güzel de takip ediyor tırtıllar birbirini değil mi?

Ta ki biz fark etmeden masayı üzerlerine koyana kadar…

Bir güzel manzara daha…

Güzelim ağacı görünce dayanamayan ben tırmandım. Sormayın beğenerek aldığım yeni taytımın her yeri çamsakızı oldu yapış yapış ahha ehhe ohho…

Yeni arkadaşlar daha geliyor aramıza.

Ve işte tırmandığımıza değmiş dedirtecek güzel yiyeceklerle donatılıyor soframız!


Köfteleri hemen hüpletmişiz. Bu sefer piyaz fotosuyla idare edin. Hoyyy tadı muhteşemdi…

Mert’in mutluluğa bir bakar mısınız? (Nerdeyse tur boyunca montumu sırt çantasında taşıyan Mert’e çok teşekkür ediyorum. Beni büyük bir yükten kurtardın. Sağ olasın Mert!)

Yaşasın artık yalnız değilim. Burcu ve Gönül arkadaşlarımız sayesinde. Yaşasın bayan dayanışması ehhe…

Keyif takımı. Nerde mola versek sigara yaktılar. Ahanda buradan şikayet ediyorum. Cık cık cık hiç yakıştıramadım çok ayıp…

Tamam ben hallederim diyen garson ne güzel çekmiş değil mi. Yukarıdakilerin kafası çıkmamış…

İniş öncesi hazırlıklarımız;

Aya Yorgi Kilisesi;


Bu adanın adı neydi arkadaşlar?

Adanın girişindeki meydandan bir foto;

Kabataş’a dönen tayfa burada. Diğer arkadaşlarımız ile vedalaşıp ayrılıyoruz…

Ve işte böyle bir şehirle olan tanışmamın, süper bir turun daha sonuna gelmiş bulunuyorum.
Siz sıcak kanlı pedalcılarla tanıştığıma, aynı mekanda pedal bastığıma inanın çok sevindim.
Belleğime kazınan muhteşem bir gün geçirttiğiniz, muhteşem karşılama ve ağırlamanız için çok teşekkür ediyorum arkadaşlar.
Bisikletli, bisikletsiz hiç fark etmez. Gönüller bir olsun yeter. Zahmet edip gelen herkese çok teşekkürler…
İnşallah ilerleyen zamanda sizlerle yeniden buluşacağız. Ha nerede, ne zaman, kimlerle onu bilemem. Ancak çok daha kalabalık olacağımız ve daha çok eğleneceğimiz kesin…
Sağlıcakla kalınız,
Sevgilerimle
KevSerSeri.