Aşkım Baksana Bana Turu (14.02.2007)
Selam Pedal Dostları,
Bu sefer uzun uzun tur yazısı yazmıcam. Her şey video’da olduğu gibi. İyi seyirler…

Eymir – Mogan – Odtü Gezisi (23.09.2006)
Sabah 8.50 de Rektörlük önündeydim. Kimsenin gelmediğini görünce tek tek milleti aramaya msj atmaya başladım. Ne de olsa sabırsız biriydim. Ayrıca tek başına dikilip, gelenin geçenin dik bakışlarına maruz kalmak da hiç hoş değildi. Benden hemen sonra Murat geldi ve kampüse bi şeyler atıştırmak için gitti. Onun peşinden gelen M.Aspirin suratı ise solgundu. Ne olduğunu sorduğumda ise sabah sabah kaza geçirdiğini söyledi. Taksinin biri onu öyle sıkıştırmış ki bisikleti iki araba arasında kalıp kendisi arabaların üstünden uçmuş. Allahtan bacaktan aldığı bi kaç yara dışında önemli bir şeyi yoktu. Şerefsiz taksici kaçmaya çalışırken başkaları da plakasını almış, diğer arabada peşine düşmüş. Bizim Memo da bu sırada ayağa kalkıp yola düşmüş. Bu kadar aksilik yetmiyormuş gibi bir de lastiği patlamasın mı yolda. Dış lastiği çıkarabilsem hemen yama yapacaktım ama beceremeyeceğim için hemen Muratı aradım. Murat uğraşırken tüh keşke Erhanlar gelseydi dememle Erhan ile Mesut hızır gibi yetişti. Elleriyel bi sağ bi sol anında dış lastiği çıkardı. Ben patlağı bulup zımparaladım, Mesut yapıştırıcı sürdü Erhan yama yaptı derken yola çıkmamız 9.45i buldu. Kızılayda buluşacağımız arkadaşları daha fazla bekletmemek için hemen yola çıktık. Gerek netten gerekse üniversiteden bizlerle ilk defa geziye katılan arkadaşlarla kısaca tanıştıktan sonra 12 kişilik kalabalık bir ekiple pedal çevirmeye başladık. İşte bundan sonraki maceralarımız fotolarla birlikte…
Patlayan lastikleri yamadıktan sonra rektörlük önünden ayrılmamız saat 10u buldu ![]()

Gima önünde bizleri bekleyen arkadaşlarla geç de olsa buluştuk…

Herkes heyecanlı olduğu kadar da meraklı. Nasıl bir gezi olacak acaba! Birbirini tanımayan bir sürü insan…

Yeni gelen arkadaşlarımızın alışması ve biraz dinlenmesi için mola verdik. O sırada yaşlı bi amca elinde bastonla koşarak beni de al diyerek yanımıza geldi.

İşte ekip. Tam tamına 12 kişi… Amcam hala beni de alıyon muuuu diye bağırıyor fotoyu çeken adama ![]()

İlbilgenin gözü kararınca bana çarparak düştü. Hemen gruptan arkadaşlardan çikolata bularak solan yüzüne renk verdik. O sırada yanıma almayı düşündüğüm çikolatayı arabada unuttuğum aklıma gelince resmen hayal kırıklığı yaşadım ![]()

Millet toparlanmaya çalışırken Murat ile Kevs köprü ile poz yakalamaya çalışıyordu.


Aman da aman atların güzelliğine bakın. Yanlarına kadar gittim seviyim diye, ancak ürkek bakışları beni de korkuttu…

Yorulan arkadaşlarımız için su başında tekrar mola verdik.

Ken benim güzel bi fotomu yakalamaya çalışırken Mesut çıkmayım diye elinden geleni yaptı.

Biz show yaparken sere serpe yayılanların keyfine diyecek yok.

Bu grubun adı anca sarı bisiklet olur. Baksanıza hepsinin bi tarafında sarının bir tonu var.

İşte beklenen an. Eymirde her zamanki yerimizde uzun oturuş pozisyonu… ![]()

Her gittiğimizde balık ekmek yememize rağmen hala ne yesek diye düşünüyoruz ![]()

Öncelikle yanımızda getirdiğimiz meyvelerle başlayalım dedik. Ancak bu açlığımızı iyice tetikledi… Bakmayın böyle samimi durduğumuza hain planlarım var… Kolları açıp davetiye çıkaran Muratın tadına bakmaya karar verdim.

Veee olay anını saniye saniye görüntüleyen paparazi Mesutun çektiği fotolar…
1-Isırılacak olan bölge itina ile seçilir ve karşıdaki bi şey yapmıcam diye kandırılır.
2-Kolunda sanki bi şeye bakıyormuş gibi ağızdan akan salyalar fark ettirilmez.


3- Dişler özellikle de sivri olan köpek dişleri iyice ete batılırılır.
4- İzi çıkan yerin fotosu çekilerek tarihe kazınır hahahaha ![]()


Ken, insanlar neden bir birini yer ki şu ölümlü dünyada diye düşünmektedir.

Aspirin aklı hala sabahki kazada nasıl uçtuğundadır. Kaç takla attığını düşünüyor.

Er(h)an sıradaki şarkıyı midesinden çıkacak 7.gurultuya armağan ediyor.

İlk defa bizimle geziye katılan Tuğba ve Aybüke geziden çok mola için mutlular.

Aç insanlar sürüsü ve salyaları…

Huzurlu gözüksek de ortaya gelecek olan patatesleri Bülent ve Erhan’dan nasıl koruyacağımız aklımızı biraz meşgul ediyor. Planlar yapıyoruz… Ha bu arada çantamın ön gözünden unuttum zannettiğim çikolata çıktı sakız ararken… Canavar arkadaşlara kaptırmamak için koca çikolatayı ağzıma kabıyla birlikte nasıl ittiğimi görmeliydiniz. Vallahi küçük dilime değdi ![]()

Buraya kadar ufak tefek damlalar eşliğinde geldik. Ancak hava tekrar bozmaya başlayınca toparlanıp Mogan Gölüne gitmeye karar verdik. Akşam 6ya kadar Eymirde oturamazdık. Kaç kere dedim gelin gölün önünde klasik fotolarımızdan çekelim ama yok gelmediler. Ben de şemsiye borusu üstüne makineyi koyarak kendimi çektim hıııh ![]()

Gün boyu inşallah sağnağa yakalanmayız diyerek bulutlardan kaçtık kaçtık ancak bizi Moganda yakaladı. Brandaların altına sığındık. Çaylarımızı yudumlarken, göl üzerindeki dalgalanmaları izliyorduk. İşte şimdi keyfime keyif katmış, mutluluktan uçmuştum.

Bütün ekip bu konuda hem fikirdi.

Bazıları manzarayı izlemeyi, bazıları dinlenmeyi bazıları ise sohbet etmeyi seçmişti.

Aman Allahım o da ne! Güneş mi çıktı yoksa…

Yüz ifadeleri anında değişti. Hem yağmur durup yola çıkacağımıza hem de güneşi gördüğümüze seviniyoruz.

Yola çıkma zamanı geldi. Hadi bakem bisikletleri özgürlüğüne kavuşturalım.
Mogandan sonra hedefimiz Konya Yolu üzerindeki Hacıbaba. Ordan da bize katılacak olan Emre ile Akif Abiyi alıp Odtüye doğru ilerlicez…

Hava iyice soğumaya başladı. Titrek mandalar gibiyiz. Grubun yarısı bizden ayrılarak döndü. Bizler ise Odtüye gitmeye kararlıydık. Kampusü biraz dolandıktan sonra açlık hissetmeye başladık. Yeni gelen üyeleri yokuşlarda iteklemek zorunda kalan Ken ile Bülo iyice yorulmuştu. Bisikletleri bir yere bağladıktan sonra çarşıya girdik. Tek dileğim sıcak bir çorbaydı. Bülo ile Ken niyeti çoktan bozmuş iskender mi yesek acaba diye düşünüyordu. Ulaş ise her sorduğumuzda fark etmez diyordu.
Biz sıcak çayımızı yudumlarken Akif Abi, Murat ve Emre gezmeye devam etti. Konsere kalmaktan vazgeçtik. Sabahdan beri yollardaydık. Konya yolundan Sabancı Yurduna kadar geldik. En son Emre ile Murat da bizden ayrılınca Bülo, Ken ve ben Güdaka gittik. Bir kez daha arabayla geldiğimine sevindim. Bisiklet bagajı getirdiğime ve 3 bisiklet aldığına ise bizimkiler benden de çok sevindi. O yorgunlukla eve gitmeyi gözleri yememişti. Bisikletleri yükledikten sonra aynı yerde oturan Ken ve Büloyu semtlerine bıraktıktan sonra tuttum evimin yolunu.
Eve geldiğimde çamurlu yüzüm gözümden fark edilen tek şey, her tur dönüşü görülen suratıma yerleşmiş olan aptal gülümsemeydi. Evet aynen öyle. Yoruldukça açılan, açıldıkça mutlu olan biriydim. Bu havada yağmur çamur demeden pedal basan arızalı arkadaşlara sahip olduğum için de ayrıca mutluydum.