Odtü’den Eymir’e Yepyeni Rotalar 08.05.2008
İşten kaytarmayı planlayan Erdem bizim de aklımızı çeliyor tura çıkalım diye. EKE (Erkut-Kevser-Erdem) Odtü stadında buluşuyoruz. Şu anda okuyacağınız gezi EKE’nin fotolarıyla hazırlanmıştır. İyi seyirler efeeem…
Yalıncak’a dönmeden önce asfalt sonra toprak yoldan Fen Lisesi tarflarına kadar çıkıyoruz. Şehrin griliğinden kaçıp atıyoruz kendimizi ormana.






Odtü’yü bitirdikten sonra askeriyenin ordaki demirli kapıdan bisikletleri atlatıp İncek tarafından Eymir’e geçiş yapıyoruz.

Ağaçların arasında gezinti harika heleki yeni budanmışlarsa…





Ve işteee yeni keşfettiğimiz bir iniş. Gerçekten harika görünüyor. Ben yapamam edemem diye korkuyorum: Erkut atıyor kendini aşağı…

Çıkışta nefes nefese kalsa da eminim ki buna değdi.

Erdem de yanıma kadar ancak gelebiliyor. O da benden…

Aman siz oynayadurun ben özgürlük pozları oluşturmaya başlayım… (çift yönlü foto çeken elleriniz dert görmesin arkadaşlar)


Özgürlüğün fotosu ve mutluluğu ancak böyle yansıtılabilir.


O kayadan bakınca bu manzarayı görüyoruz.

Bunlar da gün batımı…


Arkadaşlar güzel bir gündü eşlik eden ayaklarınıza sağlık. Bir gidelim bakalım bu yol nereye çıkıyor diye karşımıza ne çıkacağını bilmeden pedallamaya devam edelim. İnanılmaz zevkli oluyor…
Hoppaaa Sonunda SPD’ye Geçtim! (18.04.2008)
Flaş flaş flaş…
Nihayet sdp’ye geçebildim. Pedalı da ayakkabıyı da kışın almıştım ama havalar güzelleşsin öyle takıyım yağmurda çamurda düşmeyim diye takmamıştım. Kısmet bugüneymiş.Sizler için belki küçük ama benim için büyük bir adım. İki dizimdeki sakatlığın ve etratan duyduğum düşüş hikayelerinin sonucunda spd’ye geçmeye bir türlü cesaret edemiyordum “düşersem işim biter” diye…
Bgn bir hevesle çıktığım turu kazasız belasız bitirdim. İnşallah bundna sonra da böyle gider…
Öncelikle “eve gelip beni al. Tek çıkamam, spd taktım” diyip tek izin gününde kankam Kenan’ı ayağıma kadar yormuş oldum. Kusuruma bakmasın artıkım…
Sonrasında birlikte güzel bir kahvaltı yapmak için Tigem’e gittik. Menemeni bir harika, sohbetimizden güzel olmayagörsün…

Neredeyse bir yıldır bisikletten uzak duran Ken yeni topladığı bisikletini test etme fırsatı buldu. Mutluluğu bundan mı menemenden mi açık havadan mı yoksa benim güzel sohbetimden mi siz karar verin… (Galiba fındık kremasından hahahahah)

Geçmişi anarak hatıra fotosu alıyoruz. Çok özlemişim be seni Kanka. İyi ki varsın yanımda…

Ve iştee spd’li yeni Turunç’um
(En azından yürüken pedal bacağımın arkasını yırtmıcak, tümseklerden aşarken ayağımdan fırtıp kemiğime taaak diye çarpıp yarmıcak. Bu açıdan da değerlendirmek lazım tabi heheheh)

Sağı kolay takıyorum da sol niye bir türlü geçmiyor bi daha deneyim diye dönüp duruyorum.


Bu bizi kesmeyince Erhan’ı da alıp Odtü’ye araziye gidiyoruz. Erhan “sizi yarış parkuruna götürüyüm” diyor. Pedalın vidaları yeterince gevşek de olsa teknik inişlerden korkup bisikleti elime alıyorum.



Gördüğünüz gibi süper patikalar ve inişler var. Mtb ruhunu taşıyıp, içinde depreşen arazi sevgisini tutamayan arkadaşlara önerilir. ( Bu arada siz beni niye hiç çekmediniz arazide yaw tüh fıstık gibi yerler vardı. Neyse bahane olur bir daha gideriz…)
Spd hakkındaki ilk izlenimlerim şöyle;
Ayak parmaklarım biraz uyuştu, 3. cırtın olduğu bilek kısmı sıkıştığı için her seferinde “anam vay” dedim zamanla ayakkabı da alışır ben de alışırım sanırım… yokuşları çıkarken acaba gerçekten çekiyor mu çok faydası oluyor mu diye baya bi denedim ama çok bir şey anlayamadım henüz. Uzun yolda denemek lazım bi de sanırım. 47km’de anlayamadım.
Görüşmek dileğiyle hoşça kalın.
Havuç ile Turunç (22.04.2007)
Havanın güzel olmasına rağmen bugün sabah pek bi isteksiz kalktım yataktan. Aman geç kalmayım diye apar topar bi şeyler atıştırıp giyindikten sonra fırladım evden. Sabah 8.45’de Gazi Ünv. kampusüne vardım. Başladım milleti beklemeye. Dakikalar geçtikçe sinirlenmeye başladım. Erkut’u aradım geliyor musun diye. Yok ben gelmicem bugün, uyuyordum ne güzel demesin mi iyice delendim. Bir de gidip Güdak önüne bakıyım dedim orada da kimsecikler yok. Alla alla noldu bu millete yahu? Niye kimse yok derken 2-3 kez mekik dokudum girişler arasında. Ancak kimseyi göremeyince 45dk.lık bekleyişime son vererek eve dönmeye karar verdim. Yüzüm düştü, o kadar da hazırlandım bunun için mi diye…
Madem çıktım evden altımda bisiklet tek başıma Eymir’e gidip yatıyım gölün karşısında keyif yapıyım dedim. Ama bugün orası çok kalabalıktır diyip çıktım Konya Yolu’na. İstikamet Bilkent. Madem ki Erk bugün uyumak için geziyi sattı ben de onu uyutursam ne oluyum diyerek Bilkent’e gittim. Hemen bir tel açarak ‘Erk ben Bilkent Real’deyim. Hadi çabuk gel!’ diyip otoparkta dolanmaya başladım. Baktım güvenlikçi cins cins bana bakıyor. Bisikleti çekip oturdum bir kenara…

Ne yapalım derken, kahvaltılık bi şeyler alıp güzel bir yere gidip keyif yapmaya karar verdik. Ne de olsa yarın Kızılcahamam gezisi var, çok yormayalım kendimizi dedik.
Çok amaçlı işlevsel kasklar bu sefer de market sepeti görevini gördü hahaha…

Odtü’de göletin kenarına gidelim diyip vurduk turuncuları toprak yollara… Bu rampa The Fray’den how to say a life adlı şarkı olmadan nasıl çıkılırdı bilmiyorum. Hava da bir sıcak bir sıcak. Bir ara kalbim ağzımdan fırlıcak zannettim.

İşte o meşhur bugi bugi patikasının başlangıcındayız.

Aman da aman şeker şiiiii… Bir de onlara yavaş derler, alakası yok baya bir izledim.

Ve işte yerken inanılmaz zevk aldığımız soframız.

Erk’in Banu Alkan pozu. Yahu benim niye böyle pozum yok. Bu işte bir gariplik yok mu? Oradakinin benim olmam gerekmez miydi?

Turuncu Kardeşliği… Turunç (nam-ı diğer Tranj) ile Havuç’un koyu muhabbete daldığı an.

Höööyt dedik. Bize de yer açın bakem. Ne kaynatıyorsunuz orada? Hahaha

Erk, ‘Kevs avatarlık bi foto çek bakalım’ diyince çöküverdim yere.

Bu şirin kız çocuğu Duru bisikletleri merak edince gel bakalım senin de bi fotonu çekelim diyip elinden tuttuğum gibi getirdim. Biz onları çektik onlar da bizi…

Koca alanda gidip Erk’in arkasına niye saklandıysam hayret bi’ şey. Sanki tamamen kapatabilecekmiş gibi bir de hahahaha…

Odtü’den çıktık eee şimdi eve mi gidicez. Saat çok erken hadi gezmeye devam diyince rotayı Eryaman’a çevirdik. Göksu o kadar kalabalıktı ki bulduğumuz çimlere yayıldık. Erk’in mutluluğu yüzünden belli.

Yahu biz niye Real’den erik almadık diye söylenirken Göksu’ya gidince ilk iş markete gidip erik almak oldu. Bu arada Erk ile ilgili bir koz daha elde ettim. İçi burkuluyor erik yerken, yüzünü buruşturup duruyor hahaha çok komik…

Bisikleti hafif ya tüm gün bana artislik yapıp durdu. Yahu ben eşek gibi taşırım kral gibi yaşarım diyorum ama anlatamıyorum ki. Neymiş yükledikçe yüklüyormuşum, bisikleti ağırlaştırıyormuşum amaaaaaaaan…

Göksu’dan çıkıp Harikalar Diyarı’na geçtik.
Madem ki Sincan’a geldik sabahtan beri gözlüğüm yok karizmam yok diyen Erk’in gözlüğünü alalım dedik. O eve çıktığında mahalledeki çocuklar etrafıma toplandı. Beş dakikada o kadar çok şey sordular ki hızlarına ben bile yetişemedim gerisini siz tahmin edin.
Abla o kafandaki şey ne? Ne işe yarıyor? Ben de takabilir miyim?
Abla sen burada mı oturuyorsun? Ne için geldin? Niye böyle giyindin?

En son hadi bakalım çocuklar geçin bakalım karşıya fotonuzu çekiyim sizin diyince ellerinden kurtuldum. Ama inanın çok içten, çok şeker şeyler. Erkcim fotoları çocuklara ulaştırmak da senin görevin, söz verdim ona göre…

Veee işte böyle bir turun daha sonuna geldik. Haftalardır turuncudan başka renk mi yoktu? Dost dedik bağrımıza bastık, arkamızdan vurdu, gitti turuncuya boyattı diye yüklendiğim Erk ile barış imzaladım. Artıkım turuncu kardeşliği var. Yaşasın turuncu! Yaşasın Turuncuseverler!.. Hahaha akın akın yayılacak bu cart renk sevdası göreceksiniz. Neymiş öyle siyah, füme, gri yaw. Tarafik şenlensin şöyle oh beee…
Bugün 90 km. yol yapmışım. Eve nasıl döndüm bilmiyorum. Çok sıkıldım trafikten. Yol git git bitmiyor, pedal bas bas bisiklet gitmiyor. E tabi bu kadar zorlayıp dizi de yorunca yarınki Kızılcahamam gezisi de yalan oldu. Ona üzüldüm. Neyse kısmet değilmiş. İnşallah bir daha ki sefere ben de orada olucam.
Allah’a ısmarladık…