Havuç ile Turunç (22.04.2007)
Havanın güzel olmasına rağmen bugün sabah pek bi isteksiz kalktım yataktan. Aman geç kalmayım diye apar topar bi şeyler atıştırıp giyindikten sonra fırladım evden. Sabah 8.45’de Gazi Ünv. kampusüne vardım. Başladım milleti beklemeye. Dakikalar geçtikçe sinirlenmeye başladım. Erkut’u aradım geliyor musun diye. Yok ben gelmicem bugün, uyuyordum ne güzel demesin mi iyice delendim. Bir de gidip Güdak önüne bakıyım dedim orada da kimsecikler yok. Alla alla noldu bu millete yahu? Niye kimse yok derken 2-3 kez mekik dokudum girişler arasında. Ancak kimseyi göremeyince 45dk.lık bekleyişime son vererek eve dönmeye karar verdim. Yüzüm düştü, o kadar da hazırlandım bunun için mi diye…
Madem çıktım evden altımda bisiklet tek başıma Eymir’e gidip yatıyım gölün karşısında keyif yapıyım dedim. Ama bugün orası çok kalabalıktır diyip çıktım Konya Yolu’na. İstikamet Bilkent. Madem ki Erk bugün uyumak için geziyi sattı ben de onu uyutursam ne oluyum diyerek Bilkent’e gittim. Hemen bir tel açarak ‘Erk ben Bilkent Real’deyim. Hadi çabuk gel!’ diyip otoparkta dolanmaya başladım. Baktım güvenlikçi cins cins bana bakıyor. Bisikleti çekip oturdum bir kenara…

Ne yapalım derken, kahvaltılık bi şeyler alıp güzel bir yere gidip keyif yapmaya karar verdik. Ne de olsa yarın Kızılcahamam gezisi var, çok yormayalım kendimizi dedik.
Çok amaçlı işlevsel kasklar bu sefer de market sepeti görevini gördü hahaha…

Odtü’de göletin kenarına gidelim diyip vurduk turuncuları toprak yollara… Bu rampa The Fray’den how to say a life adlı şarkı olmadan nasıl çıkılırdı bilmiyorum. Hava da bir sıcak bir sıcak. Bir ara kalbim ağzımdan fırlıcak zannettim.

İşte o meşhur bugi bugi patikasının başlangıcındayız.

Aman da aman şeker şiiiii… Bir de onlara yavaş derler, alakası yok baya bir izledim.

Ve işte yerken inanılmaz zevk aldığımız soframız.

Erk’in Banu Alkan pozu. Yahu benim niye böyle pozum yok. Bu işte bir gariplik yok mu? Oradakinin benim olmam gerekmez miydi?

Turuncu Kardeşliği… Turunç (nam-ı diğer Tranj) ile Havuç’un koyu muhabbete daldığı an.

Höööyt dedik. Bize de yer açın bakem. Ne kaynatıyorsunuz orada? Hahaha

Erk, ‘Kevs avatarlık bi foto çek bakalım’ diyince çöküverdim yere.

Bu şirin kız çocuğu Duru bisikletleri merak edince gel bakalım senin de bi fotonu çekelim diyip elinden tuttuğum gibi getirdim. Biz onları çektik onlar da bizi…

Koca alanda gidip Erk’in arkasına niye saklandıysam hayret bi’ şey. Sanki tamamen kapatabilecekmiş gibi bir de hahahaha…

Odtü’den çıktık eee şimdi eve mi gidicez. Saat çok erken hadi gezmeye devam diyince rotayı Eryaman’a çevirdik. Göksu o kadar kalabalıktı ki bulduğumuz çimlere yayıldık. Erk’in mutluluğu yüzünden belli.

Yahu biz niye Real’den erik almadık diye söylenirken Göksu’ya gidince ilk iş markete gidip erik almak oldu. Bu arada Erk ile ilgili bir koz daha elde ettim. İçi burkuluyor erik yerken, yüzünü buruşturup duruyor hahaha çok komik…

Bisikleti hafif ya tüm gün bana artislik yapıp durdu. Yahu ben eşek gibi taşırım kral gibi yaşarım diyorum ama anlatamıyorum ki. Neymiş yükledikçe yüklüyormuşum, bisikleti ağırlaştırıyormuşum amaaaaaaaan…

Göksu’dan çıkıp Harikalar Diyarı’na geçtik.
Madem ki Sincan’a geldik sabahtan beri gözlüğüm yok karizmam yok diyen Erk’in gözlüğünü alalım dedik. O eve çıktığında mahalledeki çocuklar etrafıma toplandı. Beş dakikada o kadar çok şey sordular ki hızlarına ben bile yetişemedim gerisini siz tahmin edin.
Abla o kafandaki şey ne? Ne işe yarıyor? Ben de takabilir miyim?
Abla sen burada mı oturuyorsun? Ne için geldin? Niye böyle giyindin?

En son hadi bakalım çocuklar geçin bakalım karşıya fotonuzu çekiyim sizin diyince ellerinden kurtuldum. Ama inanın çok içten, çok şeker şeyler. Erkcim fotoları çocuklara ulaştırmak da senin görevin, söz verdim ona göre…

Veee işte böyle bir turun daha sonuna geldik. Haftalardır turuncudan başka renk mi yoktu? Dost dedik bağrımıza bastık, arkamızdan vurdu, gitti turuncuya boyattı diye yüklendiğim Erk ile barış imzaladım. Artıkım turuncu kardeşliği var. Yaşasın turuncu! Yaşasın Turuncuseverler!.. Hahaha akın akın yayılacak bu cart renk sevdası göreceksiniz. Neymiş öyle siyah, füme, gri yaw. Tarafik şenlensin şöyle oh beee…
Bugün 90 km. yol yapmışım. Eve nasıl döndüm bilmiyorum. Çok sıkıldım trafikten. Yol git git bitmiyor, pedal bas bas bisiklet gitmiyor. E tabi bu kadar zorlayıp dizi de yorunca yarınki Kızılcahamam gezisi de yalan oldu. Ona üzüldüm. Neyse kısmet değilmiş. İnşallah bir daha ki sefere ben de orada olucam.
Allah’a ısmarladık…
Oranj ile Tranj (10.11.2006)
Dilden dile anlatılır yüzyıllardır Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin aşkları.
Henüz kimsenin bilmediği bir aşk hikayesi vardı başkentte yaşanan. [b]Evvel zaman içinde kalbur saman içinde kulaktan kulağa yayılarak bir şehir efsanesine dönüşecekti Gelin Oranj ile Damat Tranj’ın aşkları… [/b]
Yolda kimseciklere rastlamayan Oranj ayağını arabadan aşağı atar atmaz bir şeyin varlığını hissetti. O da nesi? Hırlayan bir köpek. Anında kapıyı kapattı. Sakin olmalıyım ve dışarı çıkmalıyım. Tranj beni bekliyor diyerek bir cesaretle fırladı dışarı…

Kendinden uzaklaştırmaya, oyalamaya çalışıyordu. Ancak köpek bir türlü peşini bırakmıyor, söz dinlemiyordu…

Nihayet Oranj, Tranj’ın esaretine son vererek aşkına kavuştu…

Oranj garip bir sesle irkildi. Başta yakalandıklarını düşünerek panik yaptı. Sonradan bu siren seslerinin Türkiye Cumhuriyet’inin Kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk için çaldığını fark ederek saat 9:05’de saygı duruşuna geçti…

Ne olduğunu anlayamayan Tranj sıkıntıdan patlamıştı. Oranj anında olaya müdahale ederek onu eski haline getirdi…

Uzun zamandır ayrı kalan aşıklar birbirlerine kavuşmanın mutluluğunu yaşıyorlardı. Oranj Aşkın ateşi, yakarmış ateşi, duydunuz mu aşkın ateşini. Hangi ateşte yanmayı dilerdin? melodisi eşliğinde montunu çıkartıp attı arkaya…

Baş başa sonbaharın tadını çıkarıyorlardı…
İnişlerde esen rüzgar Oranj’ın koynuna dolunca şok etkisi yarattı. Aklı başına gelmiş olacak ki n’apıyorum ben dedi kendi kendine? Bir erkeğe asla bu kadar güvenmemeliyim. Sonuçta beni her şeyden koruması imkansız diyerek montunu yeniden giyerek oturdu…Bu duruma çok bozulan Tranj kahrından yere attı güçlü bedenini…

Oranj mantıklı açıklama yapmaya çalışsa da dinlemedi. Küserek çekti gitti bir yamaca…

Oranj bu duruma çok sinirlenmiş ve Tranj’ın üzerine üzerine yürümeye başlamıştı. Geri geri giderken tekeri kayınca aşağı düşecek gibi oldu. Oranj son anda yetişerek canı pahasına onu kurtardı..

İşte gerçek aşk böyle bir şeydi. Kendinde bu gücü nasıl bulduğunu anlamayan Oranj taktir-i ilahi diyerek onu kucaklayarak düzlüğe çıkardı…

Uçurumun ucundan dönen genç sevgililer artık birbirlerine daha sıkı bağlıydı. Sevdiğini kaybetmenin korkusunu yaşadıklarından sıkıca sarılıp ağladılar. Bir daha asla aptalca şeyler yüzünden tartışmayacaklarına dair birbirlerine söz verdiler…
Bu olay Tranj’ıı daha da erkek yapmış, iyice cesaretlendirmişti. Sevgilisine ne kadar dayanıklı olduğunu ispatlamak için karların içine girip jest yaptı…

Oranj, onun bu şirinliklerine deli oluyordu. İki sevgili yeniden manzaranın tadını çıkarmak için yola koyuldu…

Yanak yanağa gölü izlediler dakikalarca…

Çılgınlar gibi gölün etrafında iki tur attıktan sonra gözlerine kestirdikleri yere oturup çay keyfi yapmaya karar verdiler. Tranj’ın meraklı bakışları Oranj’ı tedirgin ettiğinden aniden arkasına döndü. Acaba sinsice yaklaşan kimdi?..

Hahaha diye kahkahayı bastı Oranj. Bu eski dost Co’dan başkası değildi. Anlaşılan çay keyfine o da katılmak istemişti…

Koyu bir muhabbet başladı aralarında.

Co o kadar çok şey anlatıyordu ki muhabbet annesinin yokluk yıllarına kadar dayanmıştı… Oranj saygısızlık etmek istemiyor ancak sabah erken kalktığı için gözleri kapanıyordu. Sonunda Güneş’e yenik düşerek içi geçti ve kısa bir uykuya daldı…

Uyurken Oranj’ı izlemeye bayılan Tranj etrafı kolaçan ediyor, aşkının güvenliğini sağlıyordu. Kazların sesine uyanan Oranj şöyle bir gerilerek kendine geldi…

Bu arada gündemi yakından takip eden Tranj gazetesini okuyordu. Gözü balıkçılara takılınca dikkati dağıldı ve onları izlemeye başladı…

Tranj gazete okurken rahatsız edilmekten hiç hoşlanmazdı. Oranj da sessiz kalamayacağını bildiği için göl kıyısını incelemeye başlayarak kendine yeni bir uğraş buldu…

Bu da onu fazla oyalayamadı. Uykusunu bölen kazların peşine düştü. Niyeti kovalamak değil sadece sevmekti. Uykudan kalktığında kaşlarının çatık halini kazlar görmüş olacak ki yanlış anlayıp kaçtılar kızcağızdan…

Kasımda aşk başkadır denilen şey bu olsa gerek. Kendisine bu imkanları sunan herkese teşekkürü borç biliyordu. Sevdiklerimizin kıymetini onlar hayattayken bilelim ve bunu belli edelim diyerek okkalı biz söz söyleyip oradan ayrıldı…
Tranj ile hasret giderip ayrılacakken bir Amca yoluna çıkarak selam veriyor ‘ trek kaç’ diye? Bu bir alarm mıydı acaba!.. Gerçekten kaçmaya gerek var mıydı? Oysaki adam ‘kaç’ derken modelini sormuştu… Durumun sonradan farkına varan Oranj; ‘trek 6500’ diye cevap verdi.
[i]Dip Notlar :
Derken muhabbet koyulaştı. Ferit Abi Tümay Dersenelerinde Yönetim Kurulu Üyesi aynı zamnda Fizik Öğretmeni. Yani meslektaşım. Kendisi Odtü’den mezunmuş. Oran’da oturduğu için haftanın birkaç günü buraya gelir gezermiş. Bisikletleri kulübelerin oraya bırakıp, yürümüşler her zamanki balık yediğimiz yere… Bana arabasının bagajını gösterdi. Tulum, mat, çadır ne ararsanız var. Aklına esince her an kampa gidebilecek tiplerden…

Bizim kulüpten ve netteki ekibimizden bahsettim. Mutlaka bizlere katılmalarını söyledim. Daha sonra beni arkadaşı Türker Bey ile tanıştırdı. O da Göz Doktoru. Aynı semtte oturdukları için sürekli telefonlaşıp zaman ayarlar buraya gelirlermiş.

Benim gitmem lazım akşama kulüpten arkadaşımız Kenan’ın doğum günü var. Hazırlık yapmamız lazım diyip ayrılmak istedim. Türker Abi gel Allah aşkına biraz otur diyince kıramadım. Çoktan bana da balık ekmek söylemişlerdi. Sabah kahvaltıyı iyi yatığım için çok fazla acıkmamıştım. Gün geçmiyor ki ben Eymir’den balık ekmek yemeden gidiyim…

Ekibin son üyesi Rıfat Bey de iştirak etti. Onunla da tanışıp gezilerimizden bahsettim. Ben bu Amcaları sadece Eymir içinde gezen bir ekip olmaktan çıkarıp, Ankara caddelerinde, ilçelerinde pedallarken görmek istiyorum…

Bu arada tüm ısrarlarıma rağmen para almayarak beni utandıran Ferit Abi’ye çok teşekkür ediyorum balık ekmek için. Araya sürekli laf girdi. Ben de konudan konuya atladığım için unuttum sanırım teşekkür etmeyi… Kesene bereket abicim…
Eymir’den ayrılmayı hiç ama hiç istemiyordum. Hava güzel, muhabbet güzel, kafam güzel, ben güzel.. Her şey güzel de güzel. Ancak akşama başka bir organizasyon vardı. O yüzden sohbete doyum olmaz diyip ekiple tokalaşarak ayrıldım…

Siz şimdi merak ediyorsunuz değil mi Oranj ve Tranja ne olacak diye… Her şey güzel bitmiyor tabi. Her güzel şeyin bir sonu var. Belki de sonunun olması onu o kadar güzel ve özel kılıyordu. Ayrılık vakti gelmişti. Ailenin en küçüğü şımarık Oranj apartmanın üst katlarına doğru yol alırken, Tranj ise boynunu bükerek fakirhanesine dönüyordu. Garaj onu bekliyordu. Bu bekleyiş aşkını daha da kamçılıyor, bir sonraki tur için sabırsızlanıyordu. Oranj ise en yakın zamanda görüşebilmek için dua ediyordu…

[b]Eee ne diyelim. Allah sevenleri ayırmasın.[/b]